Çocuklarda karın ağrısı önemsenmeli

22 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık Bölümü

çocuklarda karın ağrısı – çocuklarda karın ağrısının sebebleri – karın ağrısının sebebleri ve tedavisi

Uzmanlar, çocuklarda karın ağrsının bazı hastalık belirtisi olabileceğini ve mutlaka önemsenmesi uyarısında bulunuyor.

Çocuklarda karın ağrısı problemiyle sık karşılaşılıyor. Karın ağrısı sorunu yaşayan çocuklarda akla ilk gelen problem ise apandisit. Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Nadir Tosyalı, “Karın ağrısı çok önemli bir belirti, ciddiye alınmalıdır.” dedi.

Göbek çevresinde başlayan, genellikle 6-8 saat sonra sağ alt kasığa yerleşen ağrı ile ağrı başladıktan sonra görülen kusma, iştahsızlık ve halsizlik, apandisite işaret ediyor. Apandisit, toplum genelinde yüzde 7 oranında görülürken, karşılaşılan tüm hastaların yüzde 1’ini 0-15 yaş arası çocuklar oluşturuyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Nadir Tosyalı çocuklarda karın ağrılarının önemsenmesi gerektiğini belirtiyor ve apandisitin ağır tablolara neden olmadan kontrol altına alınmasının önemini vurguluyor.

Çocuğunda apandisitten şüphelenen anne ve babaların, çocuklarının karın ağrısını geçirmek için evde ağrı kesici vermemesi, soğutma ya da sıcak uygulaması yapmaması ve karın ağrısını baskılamadan çocuğu hastaneye getirmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Tosyalı, “Karın ağrısı farklı yöntemlerle baskılanmaya çalışılarak zaman kaybedildiğinde apandisit patlıyor ve içinde biriken çok sayıda mikroorganizma kanı zehirlemeye başlıyor.” diye bilgi verdi.

Apandisit şüphesinde, çocuğun öyküsünün iyi alınması gerektiğini aktaran Op. Dr. Tosyalı, şöyle devam etti: “Öykünün ardından klinik bulgular tanımlanıyor ve iyi bir fizik muayene ile çok önemli ipuçları elde ediliyor. Apandisit tanısı konduktan sonra, gelişen teknoloji ve etkin antibiyotikler sayesinde uygun ameliyat şartları sağlanana kadar hasta hazırlanıyor. Kusması ve enfeksiyonu olan hastayı hemen ameliyata almaktansa, damar yolunu açarak vücudun gereksinim duyduğu sıvı ve elektroliti yerine koyup, uygun ağrı kesici ve antibiyotiklerle daha güvenilir şartlarda ameliyata alıyoruz. Ameliyattan sonra hasta genel olarak 12 saat sonra yemek yiyebiliyor, 24 saat sonra da taburcu ediliyor.”

Op. Dr. Nadir Tosyalı, çocuklarda karın ağrısının solunum sistemi hastalığı, idrar yolları sorunu, kan hastalığı ya da merkezi sinir sistemine ait bir durumla ilgili olabileceğini ifade ederek, “Bu nedenle karın ağrısı şikayeti ile gelen çocukların mutlaka çok geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gerekir.” diye konuştu ve apandisit ağrısının hangi ağrılarla karıştırıldığı konusunda şu bilgileri verdi:

“Barsak iltihabı, boğaz enfeksiyonu sonrası karın içinde beze oluşumu, İdrar yolları enfeksiyonu, karın zarı iltihabı, karıniçi barsak örtüsünün dönmesi (torsiyon), içi boş organ delinmesi, karıniçi yangı veya iltihaplanma, kasık bölgesine ait olaylar, boğulmuş kasık fıtığı, yumurtalık kistlerinin kanaması, çatlaması, karın içerisinde kalmış testisin dönmesi (torsiyon), ikinci kör barsak varlığı, diyabetin ilerlemiş klinik tablosu, akut romatizmal ateş, hemofili hastalarında arın içi kanamalar, sağ akciğerde zatürree, kabızlık, kawasaki hastalığı, crohn hastalığı, kanamalı üriner sistem hastalıkları (Hemolitik üremik sendrom), ailevi Akdeniz ateşi, psikolojik nedenler”

alıntıdır.

Çocuklarda şeker hastalığı

22 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık Bölümü

çocuklarda diyabet – çocuklarda diyabet belirtileri – çocukta şeker hastalığı bulguları – çocuklarda diabetes mellitus

Şeker hastalığı (diabetes mellitus – diyabet) değişik nedenlere bağlı olarak vücutta kan şekerini düzenleyen ana hormonlardan biri olan insülinin miktar veya etki bakımından yetersiz kalması ile oluşur. İnsülin karın içinde mide ile komşuluğu olan pankreas adlı bir organdan salgılanır. İnsülin kanda şeker, protein ve yağlar üzerinde değişik etkilere sahiptir.

İnsülin sindirdiğimiz gıdalardaki şekerin çeşitli dokularda (kas, karaciğer ve yağ dokusu) enerji için kullanılmasını, gereksinimden fazla olan şekerin ise özellikle karaciğerde depolanmasını ve yağlara dönüşmesini sağlar. Ayrıca insülin protein yapımını uyarır. İnsülin eksikliği durumunda, gıdalarla alınan şeker enerji olarak kullanılamaz, şeker kanda birikir. Aynı zamanda vücudun enerji gereksinmesi nedeni ile depolanan şekerler, yağlar ve proteinler yıkılır, kandaki şeker ve yağ miktarı artar.

Vücut kanda biriken fazla şekeri atmak üzere bir korunma mekanizması geliştirmiştir, kan şekeri 180 mg/dl’nin üzerine çıktığında böbrekler idrar yolu ile fazla şekeri vücuttan su çekerek vücut dışına atarlar. Tüm bu olaylar sonucunda çok su içip, idrara çıkma ve enerji kaybı nedeni ile halsizlik, depoların yıkılması ve kastaki proteinlerin kaybı nedeni ile de zayıflama ortaya çıkar.

Çocukluk çağında şeker hastalığı tip 1, tip 2 ve diğerleri olarak üç ana başlıkta toplanabilir.

Tip 1 diabetes mellitus (Tip 1 diyabet):

Tip 1 diyabet insülin yetersizliği ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Tip 1 diyabetin toplumda görülme sıklığı 3/1000′dir. Tip 1 diyabet çocukluk çağının en sık görülen tipidir, bu yaş grubundaki diyabetlerin %95-99′undan sorumludur. Tip 1 diyabet genellikle 40 yaş altında en sıktır, ancak her yaşta ortaya çıkabilir. Çocukluk yaş grubunda, okula başlama dönemi olan 5-7 yaş ve ergenlik dönemi olan 10-14 yaşlarında görülme sıklığı artar. Tip 1 diyabette genetik yatkınlık tip 2 diyabetteki kadar belirgin olmasa da vardır. Tip 1 diyabetli bir çocuğun kardeşinde bu hastalığın görülme riski %5, eş yumurta ikizlerinde %30-50, ayrı yumurta ikizlerinde %5-10′dur. Anne tip 1 diyabetli ise çocukta risk %5, baba diyabetli ise risk %8 olmaktadır.

Oluş mekanizması: Tip 1 diyabet, bağışıklık sisteminin pankreastan insülin salgılayan hücreleri hasara uğratması sonucu (pankreatit) ortaya çıkar. Bu hastalığın gelişmesinde genetik (irsi) bir yatkınlık yanında çevresel etkenlerin de rolü vardır. Çevresel etkenler olarak virüs denen küçük mikropların ve bir takım kimyasal maddelerin sorumlu olabileceği düşünülmektedir.

Belirti ve bulgular:

Çok su içme, çok idrara çıkma, gece idrara çıkma veya gece altına kaçırma, çok ve sık yediği halde kilo kaybı, halsizlik, yorgunluk, karın ağrısı, kusma, bilinç bulanıklığı ve solunumun hızlanması (hastalığın diyabetik ketoasidoz olarak adlandırılan aşamasında başvurduğu takdirde) bazı bulgular arasındadır.

Tanı:

Hastalığın tanısında kan şekeri ölçümü esastır. Genellikle Tip 1 diyabetli hastalarda rastgele ölçülen kan şekeri 200 mg/dl’nin üzerinde bulunur. İdrarda şeker atılımı saptanır. Diyabetik ketoasidoz tablosu ile başvuran çocukların idrarında ve kanında yağların yıkılması ile ortaya çıkan ketonlar saptanır, kan gazında asidoz vardır.

Tedavi:

Tip 1 diyabetin tedavisi eksik olan insülini yerine koyma şeklindedir. Diyabetik ketoasidoz gibi acil durumda insülin damar yolu ile verilir. Ancak günlük kullanımda insülin cilt altına günde 2-4 doz şeklinde enjeksiyon halinde uygulanır. Etki süreleri ve yapılan farklı insülin içeren ilaçlar mevcuttur. Hastanın yaşına ve cinsiyetine uygun günlük beslenme planı ve aktivitesi göz önüne alınarak insülin şeması çizilir. Ayrıca sürekli insülin infüzyonu yapılan insülin pompaları kullanılabilir. Sprey şeklinde havayoluna verilen insülinlerin henüz çocukluk çağı diyabetinde etkinliği kanıtlanmamıştır.

Tip 2 diabetes mellitus (Tip 2 diyabet):

Tip 2 diyabet insülinin artmış olmasına rağmen etkisini gösteremediği bir diyabet tipidir. Özellikle hastalığın başlangıcında insülin düzeyleri yüksektir ancak hastalık ilerledikçe insülin düzeyleri azalmaya başlar. Tip 2 diyabet çocuklarda erişkinlere göre daha nadir görülmekle birlikte yaşam tarzındaki değişikliklerle birlikte sıklığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, özellikle 10 yaşın üzerindeki çocuklarda artmaktadır. Çocukluk yaş grubundaki şeker hastalıklarının %10′undan azından sorumludur, genellikle tip 2 diyabet 40 yaş üzerinin hastalığı olarak bilinmektedir.

Nedenleri: Tip 2 diyabetin genetik yatkınlık ve yaşam tarzı ile yakın ilişkisi vardır. Tip 2 diyabette genetik yatkınlık tip 1 diyabete göre daha belirgindir. Tip 2 diyabetli hastaların çoğunluğunda ailede ebeveynlerden veya büyükbaba – büyükannelerden en azından birinde bu hastalık vardır. Eş yumurta ikizlerinde hastalık çıkma riski de tip 1 diyabetten çok fazladır, bu risk %80′lere ulaşır.

Hastalığın ortaya çıkmasında çok önemli sayılan ikinci etmen yaşam tarzıdır. Tip 2 diyabetli hastaların çoğu şişmandır ve beden aktiviteleri kısıtlıdır. Böyle hastalarda insülin direnci (var olan insülinin vücutta etkilerini gösterememesi) gelişme olasılığı çok yüksektir. Tip 2 diyabetlerin %2′si şişman değildir, bu hastalarda genetik olarak insüline direnç oluşmasını sağlayan bir bozukluk vardır.

Belirti ve bulgular:

Tip 2 diyabet genellikle tip 1 diyabete göre daha sinsi seyreder ve tip 2 diyabetli hastalar uzun yıllar belirgin bir bulgu olmaksızın yaşarlar. Araya giren bir hastalık veya stresle kan şekeri yükselerek diyabet bulguları belirginleşebilir.

Hiçbir bulgu olmaksızın rutin kontrol sırasında ölçülen kan şekerinin yüksek bulunması, kilo kaybı, çok su içme, idrara çıkma, halsizlik, kolay iyileşmeyen ve özellikle ayakta yerleşmiş yaralar (diyabetik ayak), özellikle ayakta ve ellerde karıncalanma (nöropati), bulanık görme, akantozis nigrikans olarak adlandırılan özellikle ensede ve inguinal bölgede belirgin cilt renginde koyuluk gibi belirtiler görülebilir.

Tanı:

Açlık kan şekerinin 126 mg/dl’nin veya rastgele ölçülen kan şekerinin 200 mg/dl’nin üzerinde olması tanısaldır. Diyabetten şüphelenilen ancak kan şekeri değerleri tanısal olmayan hastalarda şeker yükleme testi (oral glukoz tolerans testi – ogtt )yapılabilir.

Şişman olan ve aşağıdaki risk faktörlerinden en az ikisini taşıyan kişiler bu açıdan mutlaka değerlendirilmelidir:

1. Ailede 1. veya 2. derece akrabalarında tip 2 diyabet olan,

2. Tip 2 diyabet riski yüksek bir ırktan olan,

3. İnsülin direnci bulguları (akantozis nigrikans) olan veya insülin direnci ile birlikte seyreden bulguları (tansiyon yüksekliği (hipertansiyon), kan yağlarında artış (hiperlipidemi), polikistik over sendromu) olan kişiler.

Tedavi:

Çocukluk çağında Tip 2 diyabet tedavisi için aşağıda belirtilen prensiplere uymak gerekir:

1. Şişman hastalar için kilo verme,

2. Yaşam tarzını değiştirme, daha aktif bir yaşama geçme,

3. Kan yağlarındaki yükseklik ve tansiyon yüksekliğini tedavi etme,

4. Tip 2 diyabette ana tedavi beslenme planını düzenlemektir. Yağdan, basit karbo-hidratlardan fakir, liften zengin beslenme şarttır. Beslenme planı ve yukarıda sayılan prensiplere dikkat edildiği halde istenen kan şekeri düzeni sağlanamadığı takdirde çocukluk çağında bazı ilaçlar (metformin, gibi) veya insülin kullanılabilir.

Diyabetin uzun dönemde istenmeyen etkileri (komplikasyonları):

Diyabet süresi uzadıkça, diyabetin değişik komplikasyonları ile karşılaşabilir. Bu komplikasyonların pek çoğu diyabetin kötü kontrolü ve yüksek kan şekerleri (hiperglisemi) ile ilişkilidir. Vücutta en çok etkilenen organlar gözler, böbrekler ve sinirlerdir. Bu organlar zaman içinde hasara uğrarlar ve normal fonksiyonlarını yerine getiremezler.

Bu istenmeyen durumlardan en sık görülenleri, Diyabetik ayak , Glikozüri dir.

alıntı

Çocuklarda beta mikrobu öldürücü olabilir

22 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık Bölümü

çocuklarda beta mikrobu – çocuklarda beta mikrobunun sebebleri – çocuklarda beta mikrobunun tedavisi

Dikkat! Çok basit tedavisi olan bu hastalık kalp hastalığına dönüşebiliyod

Çocuklarda ”beta” mikrobu öldürücü olabilir

Özellikle kış aylarında sıkça görülen ”beta” mikrobunun yol açtığı bademcik iltihabının, ayak bileği ve dizde şişliğe neden olduğu, kalp romatizmasının habercisi olan bu rahatsızlığın tedavi edilmediğinde kalp yetmezliğine bağlı ölümlere yol açabildiği bildirildi.

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Selçuklu Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent Oran, yaptığı açıklamada, boğazda iltihaplanma ve enfeksiyon yapan ”beta” mikrobunun çocuklarda özellikle kış aylarında sıkça görüldüğünü belirtti.

Beta mikrobunun halk arasında bilindiğini ifade eden Oran, ”Beta mikrobu daha çok kış aylarında çocukları hasta ediyor. Ancak yazın da görülebiliyor. Boğazda bademcik iltihabı yapan bu mikrop, daha sonra eklemlerde şişliğe yol açıyor” dedi.

Akut eklem romatizması denilen ve çocukluk yaşı romatizmalarından olan bu rahatsızlığın, 20′li yaşlarda görülme sıklığının gittikçe azaldığını dile getiren Oran, bu nedenle çocuk yaşta bu rahatsızlığa karşı önlem alınması gerektiğini vurguladı.

Basit bir ayak şişliği, çarpıntı, nefes darlığı ve çabuk yorulma şikayetleri ile kendini gösteren hastalığa karşı anne ve babaların dikkatli olması çağrısında bulunan Oran, şunları kaydetti:

”Ayağın top oynarken şiştiği düşünülüyor veya büyüme ağrısı zannediliyor. Çocuk akşama kadar koşup oynuyor, akşam gelince ‘ayağım ağrıdı’ diyor, veliler buna pek aldırış etmiyor. En kötüsü de ağrı kesici veriyorlar. Bu da hastalığı örtbas ediyor. Halbuki altta yatan gerçek hastalık, kalp romatizması. Şişlik, 1-2 hafta içinde kalp hastalığına dönüşüyor. Kalp kapakçıkları bozuluyor. Özellikle iki büyük kapakçık çok ciddi hasar görüyor. Çok basit tedavisi olan bu hastalık anne ve babanın ihmali, çocuğun yanıltması veya sağlık kuruluşlarına gitmeme nedeniyle çocukta ilerleyen yıllarda ölümle sonuçlanabilecek kalp hastalığına dönüşebiliyor. Ufak tefek ağrılarda ‘ağrı kesici vereyim bir şeyin kalmaz’ denmemeli. Sonra kalp hastalığı olan çocukların sayısı hızla artıyor.”

Oran, yaklaşık 5-6 bin çocuğun Türkiye’de kalp kapak problemi nedeniyle ameliyat sırası beklediğini dile getirerek, ”Kapak değiştirmek çok ciddi açık kalp ameliyatı ile oluyor. Dolayısıyla hastalık bu aşamaya varmadan tedavi edilmeli. Çocuklarımızın dizi, ayak bileği şiştiği zaman hemen sağlık kuruluşlarına başvurmalıyız” diye konuştu.

Geç kalınması durumunda kalp kapakçıklarının ciddi oranda zarar göreceğini ve erken yaşta kalp yetmezliğinin ortaya çıkabileceğini dile getiren Oran, çocukların kalp rahatsızlığı nedeniyle erken yaşta kaybedilebileceğini söyledi.

Sema Danışman (13) adındaki hastasının da ayağındaki şişlik şikayetiyle geldiğini ve vaktinde teşhis konulması sayesinde rahatsızlığın kalp kapakçıklarında bıraktığı ufak tefek izlerin birkaç ay içerisinde kaybolacağını anlatan Prof. Dr. Oran, ”Ciddi kalp kapakçığı bozukluklarında bu süre 1-2 yıla kadar çıkabiliyor. Sema için önemli olan 3 haftalık iğnelerini aksatmadan yaptırması. Hastalıktan korunması” dedi.

Sema, erken teşhis ile sağlığına kavuşacak
Ayak şişliği şikayetiyle hastaneye başvuran 13 yaşındaki Sema Danışman da 10 gün içerisinde ayağındaki şişliğin dizine vurduğunu ve canının çok yandığını belirtti.

Hiç beklemediği şekilde kalp kapakçıklarında rahatsızlık çıktığını dile getiren Danışman, erken teşhis sayesinde birkaç ay içerisinde eski sağlığına kavuşmayı umduğunu bildirdi.

Doktorlara teşekkür eden Sema’nın annesi Raziye Danışman (44) ise annelere ve babalara ayaktaki şişlikleri hafife almamalarını ve zaman geçirmeden sağlık kuruluşlarına başvurmalarını önerdi.

alıntıdır

Çocuklarda kalp yetmezliği

22 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık Bölümü

çocukta kalp yetmezliği nedenleri – kalp yetmezliğinin belirtileri – çocuklarda kalp yetmezliğinin tedavisi

Kalp yetmezliği kalbin eforda ve istirahat de canlının ihtiyacı olan kanı yeterli ölçüde pompalayamamasıdır.

Doğuştan ve romatizmal kapak hastalıkları gibi yapısal anomaliler, kalbin iç tabakasının (endokard), kalp adalesinin (miyokard) ve kalp zarının (perikard) doğuştan ve sonradan kazanılmış hastalıkları, ağır kansızlık (şiddetli anemi), fazla kan veya mayi transfüzyonu ve hormonal sebepler gibi volüm yüklenmesi yapan has talıklar, diabetli anne bebeği, kalbin ritim ve iletim bozuklukları gibi pek çok sebep kalp yetmezliğine neden olur.

Belirti ve bulgular:

Kalp yetmezliğinde da kikadaki kalp atım ve solunum sayısı artar. Bebeklerde emme ve ağlamayla, daha bü yük çocuklarda eforla nefes darlığı, morar ma ve terleme bulguları yetmezliğin ağırlığı ile ilgili olarak öksürük saptanır. Çocuklarda ve erişkinlerde boyun toplar damarlarında dolgunluk, bacaklarda şişlik, bebeklerde ise yüzde şişlik görülür. Akciğerlerin dinlemesi ile akci ğerlerde raller (hastalığa işaret eden ses) ve ıslık sesi duyulur. Karaci ğer büyür (hepatomegali).

Tanı:

Klinik bulgular önemlidir. Göğüs fil mi, elektrokardiyografi (EKG), kan tahlilleri gere kirse ekokardiyografi (EKO), kateter ve anjiyokardiyografi yapılır.

Tedavi:

İstirahat, kalp yetmezliğinin ağırlı ğı ile ilgili olarak hastaya pozisyon verilme si (sırt yüksekte ya da oturur pozisyonda ve bacaklar sarkıtılarak), tuzsuz diyet ve ilaç tedavisi ve kalp yetmezliğine sebep olan esas hastalığın tedavisi yapılır.

alıntı

Çocuklarda bağırsak solucanları

22 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık Bölümü

anüs kaşıntısı – makatta kaşıntı sebepleri – bağırsak solucanları nedir – bağırsak solucanı nasıl belirti verir – bağırsak solucanı tedavisi

Bağırsak solucanları genellikle çocukların bağırsaklarında yaşayan ve anal kaşıntıya neden olan ve çok sık görülen parazitlerdir. Bağırsak solucanları son derece bulaşıcıdır. Bir çocuk çok küçük bağırsak solucanı yumurtalarını eline alıp bunları ağzına götürdüğünde vücuda girerler.

0.5 mm’lik, beyaz, ip gibi büyük kurtlar bağırsakta yaşarlar ve anüsün dışındaki deriye geçip yumurtalarını bırakıp ölürler. Yumurtadan çıkarlarken şiddetli kaşıntılara neden olurlar.

Çocuğunuz bu bölgeyi kaşırsa ve ellerini yıkamadan ağzına götürürse, yumurtalar sindirim sistemine geçer, burada olgunlaşır ve yukarıdaki işlem tekrarlanır. Yumurtalar toprakta, evdeki tozlarda, kıyafetlerde ve nevresimlerde haftalarca yaşayabilirler.
Belirtiler:
İlk belirtiler anüs çevresinde ve popo arasında özellikle geceleri görülen kaşıntılardır. Kız çocukları idrar çıkarırken vajinalarında kaşınma ve yanma hissedebilirler. Huzursuzluk ve düzensiz uyku da diğer belirtiler arasındadır. Ancak bazı çocuklarda hiç bir belirti görülmeyebilir.

Tedavisi

Anal delik çevresinde özellikle gece saatlerinde küçük kurtlan görebilirsiniz. Kurtları gördüğünüzde ya da çocuğunuz anal bölgesinin kaşınmasından şikayet ettiğinde bu bölgeye yapışkan bir bant yapıştırın ve bu bantı doktorunuza götürün. Doktor bu bandı mikroskop altında inceleyecek ve bağırsak solucanı ile yumurtalarının var olup olmadığına bakacaktır.
Doktorunuz kurtçukları öldüren bir ilaç ile bütün ailenin tedavi görmesini önerebilir (çünkü bu parazitler çok kolay yayılır).
Yumurtaların en sevdiği bölge olan çocuğunuzun tırnaklannı kesin. Ayrıca bütün aile üyelerinin tuvaleti kullandıktan ya da evcil bir hayvanı sevdikten sonra sık sık ellerini yıkamalarını sağlayın. Yumurtaları öldürmek için bütün yatak örtülerini sıcak suda yıkayın ve yüksek ısıda kurutun

Ülser Virüsü Nasıl Yayıldı

21 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık Bölümü

Ülser virüsü nasıl yayıldı? Ağrılı mide ülserlerine neden olan bakteri ile insanın ilişkisinin 60.000 yıl eskiye dayandığı belirlendi.

09.02.2007 15:57 Ülsere yol açan ve “Helicobacter” olarak bilinen bakterinin izini süren bilimciler, bugünkü insanın 60 bin yıl önce Afrika’dan dünyaya yayılması sırasında, bakterinin de insanların sindirim sistemi içerisinde yayılmış olduğunu belirledi.

Cambridge üniversitesinden Dr. Francois Balloux, insanın ve Helicobakter’in binlerce yıldır birlikte geliştiklerini, başlangıçta belirli insan gruplarıyla sınırlı bakterinin, giderek yaygınlaştığını belirtti.
Balloux, “bu bakterinin yol açtığı enfeksiyonun çok eski dönemlere, hatta Afrika’dan göç dönemlerine dayandığına artık tamamen eminiz” dedi.
Bu bakterinin insanla ilişkilerini belirlemek amacıyla yapılan uluslararası araştırmalarda İngiltere, Almanya, ABD, Fransa, Güney Afrika ve İsveç’ten bilimciler yer aldı. Bu araştırmalarda hem bakterinin, hem de insanın DNA’ları incelenerek sonuçlara varıldı. Araştırmalar sırasında, bakterinin dünyaya nasıl yayıldığının anlaşılmasını sağlayacak bilgisayar simülasyonlarından da yararlanıldı.
Bu bakteri günümüzde, dünyadaki insan nüfusunun yarısından çoğunda bulunuyor. Bakteri her insanda ülsere yol açmayabiliyor, farklı mide sorunlarına neden olabiliyor. Bakteri, antibiyotik tedavisiyle ortadan kaldırılabiliyor.
Çalışmaya katılan bilimcilere göre bu araştırmalar insandaki ülser sorununun kökenlerinin anlaşılmasını sağlamakla kalmıyor aynı zamanda insanın göç haritasının çıkarılması konusunda da yeni olanaklar sunuyor.

Cevizin Faydaları

22 Mayıs 2011 Yazan  
Kategori Sağlık Bölümü

cevizin yararları – ceviz nelere iyi gelir – cevizin besin değeri

 

Yüksek oranda lif, protein, tekli – çoklu doymamış yağ ve flavonoid gibi önemli besin öğelerini içeren cevizin faydalarını Diyetisyen Gülşen Lükel anlattı.

- Cevizin, 100 gr’ı yaklaşık 650 cal. enerji sağlar. Enerjisinin çokluğu yağ oranının yüksekliğinden ileri gelir. Çünkü yüzde 64 yağ içerir. Ancak bu yağlar omega-3 ve omega -6 olarak adlandırılan faydalı yağlardan oluşmuştur. Bu yağların en önemli faydası kötü huylu (LDL) kolesterolü düşürmesi, aynı zamanda iyi huylu (HDL) kolesterolü yükseltmesidir.

- Yapılan bilimsel çalışmalar düzenli ceviz yiyen kişilerin kalp damar hastalıklarına yakalanma oranlarının düşük olduğunu göstermiştir.

- Cevizin içeriğinde bulunan posa ve magnezyum, diyabetli bireylerde insülin ve glikoz düzeylerinin dengelenmesinde de yardımcı olur.

- Akciğerlerden dokulara oksijen taşınmasına yardımcı olan ve kansızlığı önleyen demir açısından zengindir.

- Sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gereken potasyumu da fazlaca içeren bir besindir.

- Antioksidan özelliğinden dolayı kanser, alzhemier gibi hastalıklardan koruyucu özelliğe sahiptir.

- Yoğun enerji kaynağı olması nedeniyle çocukların ve ağır işte çalışanların diyetinde yer almalıdır. Yalnız aşırı tüketimi şişmanlığa yol açabilir. Bu nedenle günde 2-3 tane tüketilmesi tavsiye edilir.

Hipnoz Hakkında Yanlış Bilinenler

22 Mayıs 2011 Yazan  
Kategori Sağlık Bölümü

hipnoz nedir – hipnoz hakkında bilinmesi gerekenler – hipnoz nasıl yapılır – herkese hipnoz yapılabilir mi
Hipnoz kelimesi insanlarda çok değişik duygu ve düşünceler oluşturmaktadır.

Bazıları hipnozu şarlatanlık olarak düşünürken bazıları doğaüstü olduğunu düşünmektedir. Oysa hipnoz bunların ikisi de değildir.
Her şey beyinde olup bitiyor.

Hipnoz beynimizin farklı bir çalışma şeklidir. Bazıları hipnozun farklı bir bilinç hali olduğunu öne sürmektedir.

Hipnoz hakkında yanlış bilinen bir durumda hipnozdan uyanamazsam korkusudur ki dünya üzerinde böyle bir duruma rastlanmamıştır.

Hipnoz altındayken, hayatında olan biten her şeyi anlatacağına dair yanlış bir inanış da mevcuttur. Bu inanç ta tamamen yanlıştır.

Hipnoz; insanlarda trans oluşturarak mutluluk sağladığı gibi trans halinde yapılan telkinlerle de yardımcı olmaktadır.

Hipnoz tedavi edici bir işlemdir ve tıbbi bir işlemdir. Bundan dolayı, hipnoz yapan kişinin özellikle doktor, diş hekimi veya klinik psikolog olması şuan yürürlükte bulunan kanunlara göre zorunludur.

alıntı

Göz hakkında Doğru Bildiğimiz Yanlışlar

22 Mayıs 2011 Yazan  
Kategori Sağlık Bölümü

göz sağlığı hakkında bilinmesi gerekenler – göz ve başağrıları – bebeklerin gözleri neden sulanır – gözyaşı hakkında bazı bilgiler
Loş ışıkta okuma gözleri yorar, ama tahrip etmez !

Parlak ışık gözleri rahatsız eder, ama tahrip etmez : mutlaka güneş gözlüğü gerekli değildir !

Gözlerin fazla kullanılmaları onları yorar, ama tahrip etmez !

Kuvvetli, zayıf veya yanlış gözlükler gözleri yorar, ama tahrip etmez !

Kontakt lensler ve gözlükler, göz bozukluğunu takıldıkları müddetçe tashih ederler, ama hiçbir zaman kırılma kusurlarını tümüyle yok etmezler !

Normal insanlarda gözyaşı gözleri yeterince temizler, mutlaka ıslatıcı göz damlası gerekmez !

Başağrıları genellikle göz yorgunluğundan kaynaklanmaz, hele migren hiç !

( Oftalmik Migren gibi bazı baş ağrıları ışık vs.. nedeni ile tetiklenebilirler, ama göz yorulmasından tetiklenme olmaz !)

Sağlam gözler 35 yaşına kadar senelik muayene gerektirmez!

( tabii önce sağlam olup olmadıklarının bakılması gerekir ! )

Açık açılı glokomlu göz dıştan tamamen normal görünür !

( = Açık açılı glokomlu göz ancak göz tansiyonu ölçümü ve diğer muayene yöntemleri ile anlaşılabilir…)

Bebeklerin gözlerinin devamlı sulanması :

ya konjenital glokom ( doğuştan göz tansiyonu )

veya gözyaşı yolunun tıkalı olmasındandır.

Göze kaçan kimyasal maddeler hiç bekletilmeden su ile yıkanarak uzaklaştırılmalı ve sulandırılmalıdır.

Asitler baz ile, bazlar asit ile kesinlikle yıkanmamalıdır !

alıntı

Sporun Adolesan Çağda Oluşturduğu Sağlık Sorunları

21 Mayıs 2011 Yazan  
Kategori Sağlık Bölümü

Adolesan – Adolesan Nedir – Adolesan Hakkında

Sürekli olarak ağır egzersizler yapmak, sürekli olarak diyet yapmak, vücudu her an yarışmaya hazır pozisyonda tutmak ve hep bu yarış anlarının stresini yaşamak tüm sporcularda birtakım fizikî ve psikolojik sorunlara yol açıyor. Ama kadın sporcular, özellikle de adolesan çağdaki kız sporcular bunun bedelini çok daha ağır ödüyor. Oysa spor, beden ve ruh sağlığını korumak, eğlenmek ve toplumsal kaynaşma için yapılmalı. İnsanların birbirleriyle sağlıklarını kaybedecek kadar rekabet etmeleri, birer yarış atına dönüşmeleri için değil…

Spor yapan genç kızlar genellikle kadınlar tarafından imrenerek izlenir. Tüm vücut kaslarının iyi geliştiği, dolayısıyla vücut biçimlerinin düzgün olduğu görülerek bunun hayat boyu bu şekilde süreceği düşünülür. Bunların bir çoğu doğrudur da. Ama erken yaşlarda spora başlamanın getirdiği önemli sağlık sorunları da vardır. Yarışmalarda en başarılı olan sporcular, en çok risk altında olan sporculardır. Çünkü bunlar, kendi vücutlarına en çok yüklenenlerdir. Sadece başarmak duygusuyla, ailelerinin, antrenörlerinin, toplumun başarı beklentisi karşısında insan vücudunun sınırlarını sonuna kadar zorlayarak, kendi hayatlarını büyük bir risk altına sokmaktadırlar.

Düzenli ve aktif olarak herhangi bir spor dalıyla uğraşan genç kızlarda ortaya çıkan sağlık problemleriyle ilgili çalışmalar son 25 yılın ürünü. Daha önceki yıllarda aktif olarak spor yapan, spor karşılaşmalarına katılan kadın sayısı, belki de, üzerinde ciddi çalışmalar yapmayı teşvik edecek kadar çok değildi. Gecikmiş de olsa, bu alanda yapılan araştırmalar, sporun sayısız yararlarına karşın doğum yapma güçlüklerinden fiziksel yapıda bozulmaya kadar bir çok sağlık problemine de yol açtığını göstermiştir. Bunları üç grupta sınıflandırmak mümkündür: Adet düzensizlikleri (geç menarş, amenore, oligomenore, dismenore, anovulasyon ve düzensiz adetler), yemek yeme bozuklukları ve osteoporoz. “Kadın atlet triadı” olarak adlandırılan bu sağlık sorunları, kadın sporcuların hayat boyu sağlıklı yaşamalarını da engellemektedir.

Sporun yol açtığı menstruel bozukluklar:

1. Geciken Menarş:Özellikle düşük vücut ağırlığı gerektiren sporlarda (jimnastik, artistik patinaj) ortalama menarş yaşı 12.8’den 14.5 ila 15-16 yaşa kadar çıkar. Menarşın gecikme-sinin yanı sıra göğüs gelişimi ve vücut tüylenmesindeki değişiklikler de gecikir. Bilindiği gibi adolesan çağ, boyun yüzde 15’inin ve erişkin adale kitlesinin yüzde 48’inin sağlandığı dönemdir; dolayısıyla geciken menarş, genç kız atletlerin erişkin yaşlara daha azalmış kemik kitlesi ile girmelerine neden olabilir. Bu grupta özellikle stres kırıklarının çok daha fazla görüldüğü bilinmektedir.

2. Sekonder Amenore: Burada tanım oldukça önemlidir. Menarşın üstünden en az 3 sene geçmiş olması ve çocuğun 6 veya daha fazla siklüste mensesi kaçırmış olması gerekmektedir. Bu da, narin vücut yapısı gerektiren sporları yapanlarda, boy/ağırlık oranının düşük yağ düzeyini gösterdiği sporcularda, ağır diyet uygulayan veya yemek yeme bozukluğu olan sporcularda daha sık görülmektedir. Özellikle münehale öncesi stres dönemleri amenoreyi körükler. Bu hastaların takibinde yeterli östrojenin var olup olmadığının tayin edilmesi ve kemik yoğunluğunun ölçülmesi oldukça önemlidir.

3. Yemek yeme bozukluklarında anoreksia nevrosa ve bulimia iki ucu temsil etmektedir. Bu iki grubun dışında, ayrıca ağır diyet kısıtlamaları, diyet ilâçları alımı, laksatif ve diüretiklerin fazla kullanımı ve anormal yemek yeme biçimleri gibi yemek yeme bozukluklarını da göz ardı etmemek gerekir.

Kişilerin sporda başarı dereceleri arttıkça bu triada ait riskler de artmaktadır. Ailelerin ve antrenörlerin ne pahasına olursa olsun başarılı olunması için uyguladıkları baskılar, sporcular arası rekabet, egzersiz ve diyet programları, sadece adet düzenini bozmakla kalmaz, osteoporoz sonucu stres kırıklarına, ağır yemek yeme bozukluklarına ve sonuçta fiziksel ve psikolojik açıdan son derece travmatize olmuş insanların ortaya çıkmasına yol açar. Bu, sporun doğasıyla asla bağdaşmayan, onun hedeflerini saptıran, özünü inkâr eden bir sonuçtur.

Dr. A.Can ŞENER Kadın Hastalıkları ve Doğum

Sonraki yazılar »

Chat - Sohbet - Sohbet Odaları