3 Şubat 2012 Mevlid Kandili’niz Mübarek Olsun

03 Şubat 2012 Yazan  
Kategori İslam Bölümü

Mevlid Kandili – 3 Şubat 2012 Mevlid Kandili’niz Mübarek Olsun – 2012 Mevlid Kandili Mesajları – 3 Şubat Mevlid Kandili Mesajları

Mevlid Kandili’niz Mübarek Olsun

Tesirli Dilek ve Hacet Duası

21 Ocak 2012 Yazan  
Kategori İslam Bölümü

Bu mübarek dua dileklerin yerine gelmesi için okunduğunda cok etkili olduğu birçok defa tecrübe olunmustur. Cuma veya Pazartesi gecesi sabaha karşı güzel abdest alarak Allah rızası için iki rekat namaz kıl sonra samimi bir niyet ile Allâhü Teâlâ Hazretlerine hamdü senâ ve Peygamber Efendimiz’e (S.A.V) salâtü selâm getirdikten sonra üç defa:

Estağfirullâhel aziym ve etûbü ileyh

dedikten sonra asağıdaki yazılı duayı oku ve istediğin ne ise onu Allâhü Teâlâ Hazretleri’nden iste. Allahü Teâlanın izni ile en kısa zamanda istedigin yerine gelir.

Allâhümme yâ câmiaş şitati ve yâ mahrecen nebâti ve yâ muhyiyel ızâmir rüfâti ve yâ müciybed deavâti ve yâ kâdiyel hâcâti ve yâ müferricel kürubâti min fevkı seb’a semâvâtin ve yâ fâtiha hazâinil kerâmâti ve yâ mâlike havâicil âlemiyn. Semmi’ sem’a kelasvâti ve ehâta ılmike bikülli şey’in es’elüke. Allâhümme bikudretike külli şey’in ve bistiğnâike an cemiy’ı halkıke ve bihamdike ve mecdike en tecrûde aleyye bihâcetî.

Kaynak: 4444 Dualı Yâsin Tebâreke, Amme ve Okunmasi Faziletli Dualar, Asya Yayinları

Cinsel ilişkide haramlar ve helaller

02 Mart 2011 Yazan  
Kategori İslam Bölümü

Bu konu başlıbaşına bir kitap ve araştırma konusu olduğundan, biz bu mevzuda söylenmesi gerekenlerin tümünü söylemeye çalışmayacak, bazı tereddütlü ya da önemli noktalara deginmekle yetinecegiz.

Bu konuda hiç unutulmaması gereken en önemli nokta, insanın yaradılış gayesidir. Insan Allah’ın yüceligi karşısında kendi güçsüzlügünü kabullenmesi ve her hareketini Allah’a kulluk olarak yapması için yaratılmış bir varlıktır. Öyleyse yemesi, giymesi yatması ve kalkması gibi, cinsel ilişkisi de ibâdet olarak yapılmalıdır. Haramdan sakınmak, Allah’ın nimetinden helâl olarak yararlanmak, yapacağı hayırlı işler için fikrini meşgul eden cinsel arzuyu, sağlam düşünebilmek için gidermek, koca karının, karı da kocanın hakkını ödemek ve en önemlisi müslüman nesli yetiştirmek amacıyla yapılan meşru bir cinsel ilişki ibâdettir ve insana aldığı zevkler yanında sevap da kazandırır. “Kişinin zevkini yaşamasında hiç sevap olur mu ?” diye soran sahabiye Allah Rasûlü Efendimiz; “O suyu haram bir yere akıtsaydı, günah olmayacak mı idi? Öyleyse helâlından akıtması da sevaptır” buyurmuştur.(Müslim, zekât 52; Ebû Dâvûd, tatavvu’ 12; edep 160; Müsned V/167,168.)

Öbür yönüyle insan, arzu ve şehvetinin esiri olup, sırf zevki için yaşar hale gelmemelidir. Bu, ondaki hayvanî güçleri geliştirir, melekî güçleri zayıflatır ve insanı alçaltır. Halbuki, bütün zevkler gibi cinsel ilişki zevki de bir gaye değildir, bir gaye için yaratılmış insana Allah’ın bir hediyesidir. Insandan, neslini sürdürmesini istemiş ve bunu Allah’ın istediği doğrultuda yapması halinde kendisine cennet vadedilmiştir. Ise cinsel ilişki zevki gibi peşin bir avans da verilmiş ve sanki öbür âlemde alabildiğine tadacağı zevklerden, daha dünyada iken ona parmak ucuyla hafifçe tattırılmıştır. Ya da yorucu çabalarla yüce bir gayeye ulaşması istenen insana, gönül eglendirme türünden çerez takdim edilmiş ve asıl ziyafetin sonda olduğu bildirilmiştir. Tıpkı zor birise kosulan çocuklara, işi sonuna kadar götürmeleri için verilen oyuncaklar gibi. O çocuğun verilen işi bırakıp bu oyuncakla eglenmesi, oyuncağın veriliş amacına ne derece zitsa, insanın cinsel zevklerini gaye olarak görüp, sırf onlarla meşgul olması da yaratılış gayesine o derece zittir.

Şimdi vereceğimiz bilgilerde bu açınin gözönünde bulunduiulması gerekir.

Tutma ve bakma konusunda karrkoca arasında avret olan bölge yoktur.(Ibn >bidin VI/367) Hz. Ömer’in oğlunun; “bana göre birbirinin organlarına bakmaları daha iyidir, çünkü bu cinsel ilişkinin tadıni artırır,” dediği nakledilir. Fakat Aynî; “bu sözün, onun sözü olduğu kesin değildir” der. Tutma konusunda câiz değildir diyen yoktur. Ebû Yûsuf; “Ebû Hanife’ye sordum ki, erkek karısının organını tutsa, kadın da kendisine karşı tahrik etmek için kocasının organını ellese, bunda bir sakınca var mıdır2 O da bana; hayır, yoktur. Hattâ bu sevaptır ve ecrin büyük olmasını sağlar dedi”.

Hanımı ile ilişkide bulunurken, onu tanıdığı güzel bir kadın diye hayâl edip, onunla sevişiyor gibi cima yapmasının haram olmadığını söyleyenler vardır. Ancak Ibn Âbidîn; bizim kurallarımıza göre bunun helâl olmaması gerekir, çünkü bu, suyu şarap olarak düşünüp içmeye benzer. Onun haram olduğu açıktır. Öyleyse öbürü de helâl olmamalıdır” der. ( Ibn ilbidin VI/372.) Doğru olan da bu olsa gerektir.

Cinsel ilişkide kullanılan kremler, ya da yağlandırıcıların, domuz yağı gibi haram madde içermedikten sonra, helâl olmadığını gösteren bir delil yoktur. Ancak bu normal eşlere tavsiye edilmeyecek bir durumdur. Allah bu iş için tabi nemlendirici yaratmayı ihmal etmemiştir.

Cinsel ilişkinin yasaklanan, ya da tavsiye edilen bir şekli yoktur. Ne var ki, tabiîlik dinî olan İslam’ın, bu konuda da tabiî olanı tercih edeceği açıktır. Üreme organından olmak üzere, karı ile koca hangi tür ilişkiden zevk alıyorlarsa onu uygularlar. Ayakta, otururken, yatarken, arkadan, önden, altta, üstte; hangisini isterlerse öyle yaparlar. Ancak üzerlerinin örtülü olması Islâmî bir edep ve emirdir.” Allah ise utanmaya en lâyık olandır”(Fetâvây-i Hindiyye’de: “Oda küçük olursa (5-10) zira’ yani yaklaşık(3 x 6 m2) koca böyle bir odada cima maksadıyla karısını soyabilir. Bir kısım ulema karı kocanın bir odada tek başlarına soyunmalarında mahzur olmadığını söylemişlerdir.” (Ibn Âbidîn, Kunye’den, V/288). Ama bu, elbette cima ederken açık olabilecekleri anlamına gelmez. Hadîs için bk. Buhârî, ilm 15, edep 68.)

Karısına dübüründen yaklaşmak çok çirkin bir hareket ve haramdır. Insanın tabiatina, şeref ve onuruna aykırıdır.

Erkeğin, şehvetini uyandırmak ve zevk duymak için, eliyle ya da butlarıyla kendi kendini tatmin etmesi helâl görülmemiştir. (Bu konuda Mü’minûn (23) 7 ve Me’âric (70) 31 âyetleri ve tefsirlerine bakılabilir.) Haramlığını bazıları hafif, bazıları da kaba olarak nitelemişlerdir. Ancak erkeğin yanında karısı yoksa, ya da evli değilse, kalbi bununla meşgul oluyorsa ve harama düşme endişesi varsa, kendisini boşaltmanın, bunu âdet haline getirmemek şartıyla câiz olduğunu söyleyenler vardır. Hattâ, ciddî olarak harama düşme endişesi varsa ve bu yolla buna engel olunacaksa, bunun vâcip olduğunu söyleyenler de vardır. (Geniş bilgi için bk. Mahlûf, Fetâvâ I/117,118.) Ancak Peygamberimizin bu konudaki tavsiyesinin, şehveti oruç tutmakla yatıştırmak olduğu unutulmamalıdır. (Söz konusu hadîslerinde Rasûlüllah Efendimiz: “Gençler! Evlilik külfetine hanginizin gücü yetiyorsa evlensin.” Yapamayan oruç tutmalıdır. Çünkü onun (nefsi dizginleyici) kamçısı vardır” Buhârî, savm 10, nikâh 2, 3; Müslim, nikâh 1, 3; Ebû Dâvûd, nikâh 1) Bu yolla hem haramdan kurtulacak hem de sevap kazanacaktır.

Erkeğin eli vb. şeylerle kendini tatmin etmesi caiz olmadığı gibi, kadının da bu yolla tatmin araması câiz değildir. Ancak koca, karısının eli ile ya da vücudunun diğer yerleri ile tatmin olabileceği gibi, karısını da bu yolla tatmin edebilir. (Serahsî, Mebsût X/159.)

Hastalık, zayıflık ve güçsüzlük gibi sebeple cinsel ilişkiye dayanamayan ve bu yüzden istemeyen kadınla cima etmek haramdır. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü’d-dürriyye I/26.)

Evlendiğinde karısıyla ilişkiye güç yetiremeyen erkek bir yıl beklenir. Bir yıl boyunca da, bir defa olsun, güç yetiremezse, karısı, istemesi halinde ayrılır, erkeği beklemeye zorlanamaz. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü’d-dürriyye I/30.)

Mushaf bulunan odada cima etmenin sakıncası yoktur. Çünkü müslümanlann evlerinde ve odalarında genellikle Mushaf bulunur. Ancak Allah’ın kelâmına karşı saygı duyulduğunu göstermek için Mushafin örtülmesi gerekir. (Ibn Âbidîn, I/266, el-Hediyyetü’l-Alâiyye 268.)

Mescidlerin üzerinde cinsel ilişkide bulunmak mekruhtur. Çünkü mescidler semâya kadar mesciddirler. (Alâuddîn Âbidîn, el-Hediyyetü’l-Alâ’iyye 283.)

Cimaya başlarken “besmele” çekerek,hadîste geçen “Bismillâh, Allahümme cennibnâ’ş-Şeytâne ve cennibi’ş-Şeytâne mâ-razektenâ” duasını okuması müstehaptır ve cimanın edeplerindendir. (Örnek olarak bk. Buhârî, bed’ul-halk 11; Müslim, talak 6, nikâh18)

Kocası kendisini cimaya çağırdığında, karısının bunu özürsüz olarak reddetmesi, câiz değildir. Hattâ âdetli olması da bir özür değildir. Çünkü kocası onun, âdetli iken haram olan bölgesi dışında bir yerinden yararlanabilir. (Fetâvây-i Hindiyye (yazma) 611/45 Müslim, hayz 16, Nesâî, taharet 180; Ibn Mâce, taharet 124) Bu konuda özellikle kadının sözkonusu edilmesi, cimada erkeğin, kadından daha sabırsız olduğundandır. Yoksa kadının, kocasından cima isteme hakkıyok demek değildir.

Karıkocanın, zaruret olmadıkça cinsel ilişki biçimlerini başkalarına anlatmaları haramdır. Peygamberimiz (s.a.s.) : “Şüphesiz ki, Kıyâmet Gününde, Allah’ın katında, emanete hiyanetin en büyüklerinden biri, karıkoca beraber düşüp-kalktıktan sonra, kocasının kadının sırrını yaymasıdır” buyurmuştur. (Müslim, nikâh 21; Davûdoğlu age VN/327 vd.)

Emzikli kadınla cimada bulunmak câizdir. (bk. Müslim, nikâh 24; Davûdoğlu age VN/342 vd.) Bir kadını görerek şehveti harekete gelen kimsenin, derhal karısı ile cima etmesi ve nefsini yatıştırması müstehaptır. (bk. Müslim, nikâh, 2; Davûdoğlu age VN/221.)

Cimada özellikle dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi de, temizliğe olabildiğince dikkat etmektir. Mümkünse ilişkiden önce eşlerin dış organlarını sabunla yıkamaları müslümanca bir davranış olur. Çünkü temizlik müslümanlığın ana temellerindendir. Kasıklarda yuvalanıp üreyen mikropların, ilişki yoluyla kadının rahmine ulaşıp, çeşitli rahim hastalıklarına sebep olabileceği, ya da mevcut hastalıkları artırabileceği hiç unutulmamalıdır. Peygamberimizin (s.a.s.) cima edeceklere abdest almayı tavsiye etmesi (bk. Ibn Kudâme, el-Mugni VN/26) bundan olsa gerektir.

Cima gücünü artıracak besinler yemek sakıncalı değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kına sürünmeyi tavsiye ederken; çünkü o, cildi güzelleştirir, cima gücünü artırır(Zehebî, et-Tibbu’n-Nebevî 25), buyurmuştur. “Tıbbı Nebevî” kitaplarında buna benzer hadisler nakledilir ve cima gücünü artıracak gıda rejimi verilir. (agk)

Ilişkinin ne olduğunu bilecek kadar büyük çocukların bulunduğu odada, onlar uyurken bile cima etmek câiz değildir. (Nemenkânî, el-Fethu’r-Rahmanî N/2l3)

Gusül abdesti cinsi hayata ne kazandırır ?

02 Mart 2011 Yazan  
Kategori İslam Bölümü

Gusül abdestini Allah emrettiği için alırız. Yani İslâm dininde Allah emreder, Müslüman da emre itâat eder. Bir Müslüman gusül abdesti alırken, “kirden, pisten temizleneceğim” diye düşünmez. Gusül abdesti alması gerektiği için yıkanır. Amma bu arada temizlenmiştir de… Olabilir. Asıl olan “emre itâat”tir. Maddî temizlik, sonradan ve kendiliğinden gelen bir hâldir. Hemen şunu da belirteyim ki, gusül abdesti gibi, maddî temizlik emri de vardır. Bu sebeble gusül abdesti alan, her türlü maddî temizliğini de yapacak. Bu da ayrı bir konudur.

Gusül abdesti, bir emir olduğuna göre, gusül abdesti ile uzaktan yakından ilgili emirler de vardır. Meselâ Müslümanın zina etmesi, içki içmesi haramdır. Öyle ise, gusül abdesti alma emrine uyan Müslüman; “İçki içme, zina etme!” gibi emirlere de uyacaktır. Bu durumda dinî emirlerine uyan bir Müslüman iki şekilde cünüp olur: Biri, eşiyle; diğeri de uykuda…

Eşi ile cünüp olmak, iradeli bir davranıştır. Öyle bir zamanda cünüp olmalı ki, namaz vaktini kaçırmamalı. Yıkanma zamanı bulmalı. İşine geç kalmamalı, soğukta yıkanıp, hasta olmamalı.

Dikkat edilirse gusül abdesti alma mecburiyeti, insanın sık sık cünüp olmasını önlüyor. Bilindiği gibi sık sık cünüp olmak, insanın sinir sistemine ve beyin yapısına zararlıdır. Bir kısım hastalıkların sık sık cünüp olmakla ilgisi vardır. Hatta sık sık cünüp olanlarda verem, psikiyatri ile ilgili çeşitli rahatsızlıklar görüldüğü gibi, çıldırma, intihar gibi haller de görünür. Ayrıca insan hafızasının da zayıflamasına neden olduğu pek çok deneyim neticesinde görülmüştür. Fakat her hastalığı yalnız cünüplüğe bağlamak ilmî olmaz. Kısacası aşırı sıklıkta cünüp olmanın, insan sıhhatini menfî yönde etkilediği bir gerçektir.

Bir de kadının aybaşları halinde ve doğum sonrasında eş ilişkileri yasaktır. Böylece hem erkek korunmuş oluyor. Çünkü erkekteki cinsî mayi (Meni), erkek için bir enerji kaynağıdır. Vücut için üretimi çok zor olan canlı hücrelerin çok sık üretilerek vücudu zayıf düşürmesi engellenmiş olur. Cünüp olmadan evvel erkeğin gücü, düşüncesi, davranışları başkadır. Cünüp olduktan sonra, daha başkadır. Meselâ cünüp olmadan evvel erkek kendini daha güçlü ve hareketli hisseder, mes’eleleri daha iyi anlar. Karısına alâka duyar. Cünüp olunca, bunlar tamamen tersine döner. Şayet sık sık ve biraz da zorla cünüp olmalar tekrar edilirse, erkek havası inmiş futbol topuna döner. Bir nevi yıkılır.

Gusül abdesti ile hem de kadın korunmuş olur. Her cünüplükten sonra yıkanma mecburiyeti, kadını da cünüp olmaktan alıkor. Çünki vücuddaki kasılmalar ve duygu coşmaları kadında da ciddi enerji kayıpları meydana getirir.

Dengeli bir cinsî hayat, dengeli insan tipini ortaya koyar. Cinsî hayattaki ifrat ve tefrit, her davranışta anormal sonuçları doğurur.

Netice olarak : İnsanı yaratan, insanlara böbrek üstü kapsülleri koyan, meni denilen cinsî sıvıyı, belli yerde toplatan Allah, vücut makinasının en iyi şekilde çalıştırılması için gereken emirleri de vermiştir. Bunlardan biri de gusül abdestidir.

Gusul abdesti ne zaman alırınır?

02 Mart 2011 Yazan  
Kategori İslam Bölümü

Gusül ve Guslü Gerektiren Haller Hakkinda – Gusul Nedir – Gusul Abdesti Nedir – Gusül Nasıl Yapılır

Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, boy abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüblüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlanmn sona ermesidir. Cünüblük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir.

Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebû Yusuf’a göre gusül gerekmez.

Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır.

Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.

Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile, bulüğ çağına ermiş erkek ve kadının gusl etmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Bunlardan yalnız biri büluğ çağına ermiş ise, sadece ona gusül gerekir, diğerine gerekmez. Ancak büluğ çağına yaklaşmış bir devrede ise, yıkanmadan namaz kılmasına izin verilmez. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lâzımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.

Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilâm olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntımn şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebu Yusuf’a göredir. İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şübheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.

Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilâm olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaatı varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaatı yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebeb olur.

Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.

İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca, gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.

Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilâm olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed’e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.

İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.

Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilâm olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese, her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.

Şehvet olmayıp da döğülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez.

(İmam Şafiî’ye göre bu hallerde de gusül gerekir.)

Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.

Bakire bir kızın bekâretini yok etmemek sureti ile yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekâret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.

Cünüblük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayri müslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.

Gusül Nasıl Yapılır:

Gusletmek isteyen bir kimse önce besmele okur ve : “Niyet ettim Allah rızası için gusletmeye” diye niyet eder. Elleri bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini temizler. Bundan sonra sağ avucuyla ağzına üç kere su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara şeklinde çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder. Sağ avucuyla burnuna, genzine kadar üç defa su çeker, her defasında sol eliyle burnunu temizler. Bundan sonra tıpkı namaz abdesti gibi abdest alır.

Abdest aldıktan sonra önce başına, sonra sağ, daha sonra da sol omuza üçer defa su döker ve vücudunu yıkar. Suyu her döküşte elleriyle vücudunu iyice ovuşturur. İğne ucu kadar kuru yer kalmaksızın vücudun her tarafını güzelce yıkar. Gusülde bıyık, saç ve sakal diplerine suyun iyice işlemesi için ovuşturulur. Göbek boşluğu, küpe delikleri dikkat edilerek yıkanır. Böylece gusül abdesti almış oluruz.

Guslün Farzları:

1. Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.

2. Burna su çekip yıkamak.

3. Bütün vücudu ıslanmayan yer kalmayacak şekilde yıkamak.

Guslün sünnetleri:

1. Gusle niyet etmek.

2. Besmele ile başlamak.

3. Bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek.

4. Avret yerini yıkamak

5. Gusülden evvel abdest almak.

6. Bedenine üç defa su dökmek ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.

7. Su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omzuna, sonra sol omzuna dökmek ilk defa döktüğü zaman bedeni ovmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.

8. Ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.

Kaynak: Büyük İslam İlmihâli, Ömer Nasuhi Bilmen

2011 Ramazanda Çekilecek Tesbihler

05 Şubat 2011 Yazan  
Kategori İslam Bölümü

GÜNLÜK EVRADLAR:
1)  100 Estagfirullah el azim
Ey yüce Allah’ım senden af dileniyoruz.

2)  100 Subhanallahi velhamdulillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber
Sen bütün eksik ve kusurlardan münezzehsin. Bütün hamdü senalar sanadır.

3)  100 Allahummerham ummete Muhammed
Allah’ım ümmeti Muhammed’e merhamet eyle.

4)  100 Allahummağfir ummete Muhammed
Allah’ım ümmeti Muhammedi affeyle.
 
5)  33 Hasbunallahu ve ni’mel vekil
Allah bana yeter. O ne güzel vekildir.

6)  33 La havle vela guvvete illa billahil aliyyil azim
Kötülüklerden uzaklaşıp iyiliklere yönelmek ancak Allah’ın yardımı iledir.

7)  11 Allahumme inneke afuvvun, tuhibbul afve, fa’fu anna
Allah’ım affedicisin, affı seversin, bizleri affeyle.
 
*8*  11 Rabbigfir verham ve ente hayrur rahimin
Rabbim affet ve merhamet et, sen affedenlerin en hayırlısısın.

9)  11 Allahummesrah sudurena ilel imani vel islam
Allah’ım dünya üzerindeki bütün insanların kalbini iman ve İslam’a aç.

10) 11 Allahumme veffikna ila ma tuhibbu ve terda
Allah’ımm bizleri seveceğin ve razı olacağın işlere muvaffak eyle.

11) 11 Allahumme inna nes’elukel huda vettuga ve afafe velgina
Allahim senden hidayet, takva, afiyet ve gönül zenginliği istiyoruz.

12) 11 Allahumme einni ala zikrike ve şukrike ve husnu ibadetik
Allah’ım seni zikretmede, sana şükretmede ve sana güzel ibadet etmede bana yardim et.

RAMAZÂN-I ŞERÎF
24 Eylül Pazar günü idrâk edeceğimiz mübârek ramazan ayı, 11 ayın sultanıdır. Ümmet-i Muhammed’in ayıdır. Gündüzleri oruçla, geceleri terâvih namazlarıyla ihyâ edilir. Ramazân-ı şerif Kur’ân ayıdır. Bu itibarla, Kur’ân okumasını bilen herkes, bu ayda bir hatim yapmalıdır. Ramazân ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden âzâddır.

Ramazân-ı şerifte yapılması tavsiye edilen ibâdetler:
• Birinci on gün içinde, mümkünse, tesbih namazı kılınır ve hatm-i enbiyâ yapılır.
• İkinci on gün içinde, mümkünse, yine tesbih namazı kılınır ve hatm-i enbiyâ yapılır.
• Üçüncü on gün içinde ise tevbe-istiğfar, hatm-i enbiyâ ve 7 salât ü selâmdan sonra mümkünse hatm-i istiğfar yapılıp, yani 1001 defa, “Estağfirullâhe’l-azıym ve etûbü ileyk” denilip, bittikten sonra da 7 ilâ 70 salât-ü selâm okunur ve duâ edilir.

İftara yakın, “Allâhümme yâ vâsia’l-mağfiratiğfirlî”,
Orucu açtıktan sonra da, “Allâhümme leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme gadin neveytü” duâları okunur. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

RAMAZÂN-I ŞERÎFİN İLK AKŞAMI KILINACAK NAMAZ
Şâban’ın son gününü ramazânın ilk gününe bağlayan gece, Ramazân-ı şerifin ilk akşamı olması itibariyle, akşamla yatsı arasında iki rek’at şükür namazı kılınır. “Yâ Rabbî, ramazân-ı şerif ile müşerref kıldığın için” diye niyet edip “Allâhü Ekber” denilerek namaza durulur. Fâtiha’dan sonra birinci rek’atte 1 İnnâ A’taynâ, ikinci rek’atte 1 İhlâs-ı Şerif okunur.
Namazdan sonra: 70 istiğfâr-ı şerîf,
70 salavât-ı şerife (Salât-ı Münciye efdâldir) okuyup, duâ edilir.

Peygamberlerin geliş sırası

15 Kasım 2010 Yazan  
Kategori İslam Bölümü

Kaç Peygamber vardır – Peygamberlerin İsimleri – Peygamberlerin Hakkında

1- Adem (as).

2- Şit (as): Babası: Âdem Aleyhisselâm Annesi de Hz. Havvâ’dır.

3- İdris (as): İdris (as)’ın soyu Yerd (yahud Yarid)b.Mehlâil b.Kay*narı (yahud Kaynen) b.Enuş b.Şit b.Âdem Aleyhisselâm.

4- Nuh (as): Nuh b.Lemek (veya Lemk) b.Mettu Şelah b.Ahnuh (veya Uhnuh) (Yani İdris Aleyhisselâm) b.Yerd (veya Yarid) b.Mehlâil b.Kayn (veya Kaynarı) b.Enuş b.Şis b.Âdem Aleyhisselâm.

5- Hud (as): Hûd (Âbir) b.Abdullâh b.Rebah b.Halud b.Âd b.Avs b.İrem b.Sâm b.Nuh Aleyhisselâmdır.

6- Salih (as): Salih b.Ubeyd b.Esif veya Asit b.Kemaşic b.Ubeyd b.Hadir b.Semud b.Âbir b.İrem b.Sâm b.Nuh Aleyhisse!amdır.

7- İbrahim (as): İbrahim b.Târah (Âzer) b.Nahor b.Sarug (Şarug) b.Rau (Ergu) b.Falığ b.Âbir b.Şalıh b.Erfahşed b.Sâm b.Nuh Aleyhisselâmdır.

8- İsmail (as): İsmail Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın Hz.Hâcer’den doğan ilk ve bü*yük oğludur.

9- İshak (as): İshak Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın ikinci oğlu olup Hz.Sâre’den doğ*muştur.

10- Lut (as): Lût b.Hâran b.Târah b.Nahor b.Saruğ’dur. Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın Yeğeni yani kardeşi Haran’ın oğlu idi.

11- Yakub (as): Yâkub b. İshak b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Yâkub Aleyhisselâmın Annesi: Refaka’dır.

12- Yusuf (as): Yûsuf b. Yâkub b. İshak b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Yûsuf Aleyhisselâmın annesi: Râhıl bint-i Leban’dır.

13- Eyyub (as): Eyyûb b. Mûs b. Ra’vil veya Razıh b. Ays b. İshak b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Eyyûb Aleyhisselâmın annesi Lut Aleyhisselâmın kızı idi.

14- Zülkifl (as): Bişr (Zülkifl) b.Eyyûb Aleyhisselâm’dır.

15- Şuayb (as): Şuayb b. Mîkâil b. Yeşcür b. Medyen b. İbrahim Aleyhisselâmdır. Şuayb Aleyhisselâmın annesi: Lut Aleyhisselâmın kızı Mîkâil’dir. Şuayb Aleyşhisselâm Mûsâ Aleyhisselâmın Kayınpederi idi.

16- Musa (as): Mûsâ b.İmran b.Yashür b.Kahis b.Lâvi b.Yâkub b.İshak b.İbrahim Aleyhisselâm’dır. Mûsâ b.İmran Aleyhisselâmla Hârûn b.İmran Aleyhisselâm Ana-Baba bir kardeş idiler. Harun Aleyhisselâm Mûsâ Aleyhisselâmdan bir yaş büyüktü.

17 Harun (as): Musa (as)’ın kardeşidir.

18- Hızır (as): Rivayete göre: Hızır Aleyhisselamın soyu: Belya (veya İlya) b. Milkân b.Falığ b.Âbir b.Salih b.Erfahşed b.Sâm b.Nuh Aleyhisselam olup babası büyük bir kraldı. Kendisinin; Âdem Aleyhisselamın oğlu veya Ays b.İshak Aleyhisselamın oğullarından olduğu veya İbrahim Aleyhisselama iman ve Babil’den Onunla birlikte hicret edenlerden birisinin ya da Farslı bir babanın oğlu ol*duğu kral Efridun ve İbrahim Aleyhisselam devrinde yaşadığı büyük Zülkarneyn’e Kılavuzluk ettiği İsrail oğulları krallarından İbn. Emus’un zamanında İsrail oğullarına peygamber olarak gönderildiği halen sağ olup her yıl Hacc Mevsiminde İlyas Aleyhisselamla buluştukları da rivayet edilir.

19- Yuşa (as): Yûşa’ b. Nûn b. Efrâim b. Yûsuf b. Yâkub b. İshak b. İbrahim Aleyhisselâm’dir.

20- Kâlib b. Yüfena (as): Kâlib b. Yüfena b. Bariz (Fariz) b. Yehuza b. Yâkub[3> b. İshak b. İbra*him Aleyhisselâmdır. Kâlib b. Yüfenna Aleyhisselâm Mûsâ Aleyhisselâmın kız kardeşi Meryem’in kocası veya Mûsâ Aleyhisselâmın damadı idi.

21- Hızkıl (as): Hızkıl b. Nûridir. Hızkıl Aleyhisselâmın annesi yaşlanıp çocuk doğurmaz hale geldikten sonra Yüce Allâh’dan bir oğul dilemiş ve Hızkıl Aleyhisselâm ihsan olunmuştur. Bunun için Hızkıl Aleyhisselâm (İbnül’acûz = Koca Karının Oğlu) diye anılmıştır.

22- İlyas (as): İlyas b. Yasin b. Finhas b. Ayzar b. Hârûn b. İmran (A.S)’dır.

23- Elyesa (as): Elyesa’ b.Ahtub b.Adiy b.Şütlem b.Efrâîm b.Yûsuf b.Yâkub b.İshak b.İbrahim Aleyhisselâm’dır. Elyesa Aleyhisselâm’ın İlyas Aleyhisselâm’ın amcasının oğlu olduğu da söylenir.

24- Yunus (as): Yûnus b. Matta; Bünyamin b. Yâkub b. İshâk b. İbrahim Aleyhisselâm oğulla*rı soyundandı. Matta Yûnus Aleyhiselâmın annesi idi.Peygamberlerden Yûnus b. Matta ile İsâ b. Meryem Aleyhisselâmlardan baş*ka hiç biri annesine nisbetle anılmamıştır.

25- Şemûyel (as): Şemûyel b.Bali b.Alkama b.Yerham b.Yehu b.Tehu b.Savf’dır. Şemuyel Aleyhisselâm İsrail oğullarından ve Hârûn Aleyhisselâmın zürriyetindendi. Şemuyel Aleyhisselâmın annesi Hanne olup[6> Lâvi b.Yâkub Aleyhisselâmın Hanedanına mensuptu.

26- Davud (as): Dâvûd b.İşâ Aleyhisselâm; Yehûza b.Yâkub b.İshak b.İbrahim Aleyhisselâmın soyundandır.

27- Süleyman (as): Dâvûd b.İşa Aleyhisselâmın oğlu olan Süleyman Aleyhiselâmın da soyu Yehûza b.Yâkub b.İshak b.İbrahim Aleyhisselâmlara dayanır.

28- Lukman (as): Lukman b.Sâran b.Mürîd b.Savun. Lukman Aleyhisselâm; Dâvûd Aleyhisselâmın devrinde yaşamıştır. Kendisi; Mısır Nub kabilesine mensubtu. Medyen ve Eyke halkındandı. İsrail oğullarından bir adamın kölesi iken onun tarafından âzâd edilmiş ve kendisine ayrıca mal da verilmişti.

29- Şâ’yâ (as): Şâ’yâ b.Emus veya Emsıya’dır.

30- İrmiya (as): İrmiya b.Hılkıya; Lavi b.Yâkub Aleyhisselâm’ın soyundan gelen Hârûn b.İmran Aleyhisselâmın soyundandı.

31- Danyal (as): Danyal b.Hızkıl’ül ‘asgar Peygamber oğullarından Süleyrnan b.Dâvud Aleyhisselamların soyundandı.

32- Uzeyr (as): Uzeyr b.Cerve Hârûn Aleyhisselâmın zürriyetindendir.

33- Zulkarneyn (as): Zülkarneyn Aleyhisselâmın ismi soyu ve Peygamber olup olmadığı… Hakkın*da bir çok ve çelişkili rivayetler bulunmaktadır. Kendisinin Sa’b b.Abdullah’ülkahtânî olduğu söylendiği gibi babasının Hımyerîlerden olduğu da ileri sürülmektedir.

İbn. Habîb de; Hımyer krallarının isimlerini -Hişam b.Kelbî’den sırasıyla kitabı*na geçirirken Sa’b b.Karîn b.Hemal’ı -Yüce Allanın Kitabında- Zülkarneyn diye anmış olduğunu kayd ettikten sonra kral Zeyd b.Hemal’ı kayd edip ona da Yü*ce Allanın Tübba’ adını vermiş olduğunu açıklar.

Zülkarneyn Aleyhnisselâm hakkında: “Hem Nebi idi hem Resul idi.” diyenler olduğu gibi “Hayır! O Resul olmayan bir Nebi idi. Resul olmayan bir Nebî oluşu inşâallâh Sahih’dir!” diyenler de vardır. Hz. Ali’ye göre Zülkarneyn Aleyhisselâm: Ne bir Nebi ne de bir kraldı. Fakat Allanın Salih bir kulu idi ki o Allâhı sevmiş ALLAH da onu sevmişti.

34- Zekeriyya (as): Zekeriyyâ b.Berahyâ Aleyhisselâmın soyu Süleyman b.Dâvûd Aleyhisselâmlara Süleyman b.Dâvûd Aleyhisselâmların soyu da Yehûza b.Yâkub Aleyhisselâma dayanır.

35- Yahya (as): Yahya (as) Zekeriyya (as)’ın oğludur.

36- İsa (as): Hz. Meryemin oğludur ve bir mucize olarak babasız dünyaya gelmiştir. Hz. Meryem’in babası İmran b.Mâsân olup Hub’um b.Süleyman Aleyhisselâmın soyundandı.

37- Hz. Muhammed (asm): Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib b. Hâşim b. Abdi Menaf b. Kusayy b. Kilab b. Mürre b. Ka’b b. Lüey b. Galib b. Fihr b. Mâlik b. Nadr b. Kinane b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyas b. Mudar b. Nizar b. Maadd b. Adnan. Bütün kaynaklar Muhammed (a.s.)ın Adnan’a kadar olan atalarının gerek isimlerinde gerek sıralarında ittifak halinde bulundukları gibi Adnan’ın da İsmail (a.s.) b. İbrahim (a.s.)ın öz be öz soyundan geldiğinde de müttefiktirler.

Diyanet görevlileri hurafeleri engellemek için türbede nöbet tutuyor

15 Kasım 2010 Yazan  
Kategori İslam Bölümü

Diyanet görevlileri hurafeleri engellemek için türbede nöbet tutuyor
en çok ziyaret edilen türbelerden biri olan Bakırköy Zuhurat Baba Türbesi’nde Bakırköy Müftülüğü hurafelere karşı dini rehberlik hizmeti veriyor. Türbeye ziyarete gelen vatandaşları Kuran kursu öğretmenleri ve imam- hatipler ‘kabir ziyareti ve adabı’ konusunda bilinçlendiriliyor.

Manevi dünyamızda özel bir yere sahip olan kabir ziyaretleri hurafelerin yaygınlaştığı uygulamalara dönüşebiliyor. Bir kabir ziyaretinde karşımıza kısmet açmak için tel saran bir genç hanım ya da ev sahibi olmak için türbenin etrafında mum yakan bir vatandaş çıkabiliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı vatandaşları hurafeler konusunda toplumu aydınlatmak için birçok çalışma gerçekleştirdi. ”21. Yüzyıl Türkiyesi’ nde Hurafeler” adlı kitapta hurafeleri derleyen kurum, doğru olarak bilinen birçok uygulamanın hurafe olduğunu da ortaya koydu. Dini bilgileri hurafelerden ayıklamak için öncü bir hizmet de Bakırköy Müftülüğü tarafından gerçekleştiriliyor. Türbede haftanın belirli günlerinde ziyaretçileri diyanet görevlileri karşılıyor.

Görevliler, para karşılığı Kuran-ı Kerim okuyan, kısmet için tellere ip geren ve fal bakan, onlarca kişiye usulüne uygun bir şekilde yaptıklarının dinimize uygun olmadığı anlatılıyor. Yiyecek dağıtan ve toplayan kişilere sadakanın mahiyeti hatırlatılarak türbeden sağlanan rant engellenmeye çalışılıyor. Türbeye gelenlerin maddi ve manevi sıkıntılarını da dinleyen görevliler uygulamanın vatandaşları din istismarcılarından da koruduğu görüşünde.

Bakırköy Yeşil Cami Kız Kuran Kursu Öğretmeni Fatma Başaran türbedeki hizmetin bir ilk olduğunu belirtiyor. Hizmetin dine adapte olmuş hurafelere engel olmak olduğunu belirten Başaran, çalışmanın olumlu sonuç verdiğini söylüyor. Başaran, kabir ziyaretinin amacını aşan davranışlardan arındırılacağını ifade ederek, “Zuhuratbaba Türbesi’ne yiyecek toplamak için veya para karşılığı Kuran-ı Kerim okumak için gelenler var. Bizim amacımız buna engel olmak. Samimi duygularla dua etmek isteyen ya da kabirdeki zata Kuran-ı Kerim bağışlamak isteyenlerin daha rahat ibadet etmesini sağlamak” diyor. Başaran, türbede kendilerine her gün yüzlerce soru yöneltildiğini de belirtiyor.

Türbede, ‘Buraya geldiğimde duam kabul olacak mı? Toprağını alsam fayda olur mu? Makara sarsam kısmetim açılır mı? Gibi sorularla karşılaşılıyor. Türbeye her Cuma günü gelen 60 yaşındaki Neriman Akgün “hocalarımız sayesinde doğru zannederek yaptığımız birçok davranışın yanlış olduğunu fark ettik. Bundan sonra daha dikkatli olacağım. Bazı duygularımızın suistimal edildiğini anladım” diyerek pişmanlık duyduğunu söylüyor.

Kirasını ödeyemeyen, hastalıklarından yakınan ya da çocuklarına iş isteyen ziyaretçiler görevlilere dertlerini anlatıp fikir danışıyor. Bir diğer görevli Zuhuratbaba Cami İmam- Hatibi Dursun Babayusuf ise, uygulamanın yıl boyunca devam edeceğinin müjdesini veriyor. Bakırköy Belediyesi’nin ve müftülüğün ortak projesiyle türbenin onaracağını ve mescit açacağını söyleyen Dursun Babayusuf önceden para karşılığı Yasin ve dua okunuyordu.

Türbenin üzerine su konulması, niyetlerin kabulü için tesbihe 3 İhlas 1 Fatiha suresi okutulması, parmağa ya da tellere ip sarılması gibi hurafeleri görürdük. Ancak bu çalışmalarla halkımız hurafeler konusunda bilinçlenecek ve bu manzaralarla karşılaşmayacağız” diye söylüyor. Vatandaşlar hurafeler konusunda bilinçlendiğinde görmeye alıştığımız manzaralarda diye söylüyor.

Zilhicce Ayı Ne Zaman Başlıyor 2010

15 Kasım 2010 Yazan  
Kategori İslam Bölümü

2010 Zilhicce Ayı Ne zaman başlar – zilhiccenin ilk on günü neler yapılır

2010 Zilhicce Ayı, Miladi Takvime göre 7 Kasım 2010 Pazar günü başlıyor.

Zilhicce ayı orucu

Ebû Hüreyre Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor:

Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.”
(İbni Mâce Sıyam: 39)

Hadiste belirtilen Zilhicce’nin ilk on gününden maksat ilk dokuz günüdür. Çünkü Zilhicce’nin onuncu günü Kurban Bayramının birinci günü olduğu için bugün oruç tutmak caiz değildir. Müstehap olan oruç Kurban Bayramından önceki ilk dokuz gündür.
Zaten şu hadis-i şerif de bu konuyu açıklıyor:

Huneyde ibni Halid hanımından o da Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellemin bazı hanımlarından rivayet ediyor:

“Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem Zilhicce ayının dokuz gününü Âşura gününü her aydan üç gün ve ayın ilk Pazartesi ve Perşembe gününü oruçlu geçirirdi.” (Ebû Dâvud Savm: 61)

Allah kuluna yeterli değilmi?

15 Kasım 2010 Yazan  
Kategori İslam Bölümü

Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur. (Zümer Suresi, 36)

İmanı tam anlamıyla yaşamayan insanların hayatlarında korku duydukları onlarca konu vardır. Bazı kimseler çevrelerindeki insanlardan, bazıları doğal felaketlerden, bazıları sahip olduklarını ya da yakınlarını yitirmekten korkarlar. Bu kadar çok sayıda korkuyla yaşayan bu kimseler, gerçekte korkmaları gereken tek varlık olan Allah’tan korkmazlar. Allah her şeyin tek sahibidir, her olay –doğum ve ölüm de- yalnızca O’nun dilemesiyledir.

“Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O’ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.” (Duhan Suresi, 7-8)

Göklerde ve yerde tek ilah Allah’tır. Allah’tan başka hiçbir varlığın insana bir zarar vermeye ya da bir yarar sağlamaya gücü yetmez. Mümin bu nedenle, karşılaştığı her zorlukta yalnızca Rabb’inin yardımını ve desteğini umar. Tek güç sahibi olan O’dur ve kendisine yardım edebilecek tek varlık da O’dur. Korkulması, hoşnut edilmesi gereken tek varlık da yine Allah’tır.

İnsana verilen en önemli bilinç, Rabb’ine karşı yükümlülükleri olduğu bilincidir. İnsan yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanma sorumluluğunu yerine getirmelidir; toplumdaki kişilerin takdirine layık olma peşinde koşmamalıdır. Çünkü Allah kuluna yeterlidir ve kişi, “…yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.” (Furkan Suresi, 31) ayetine göre yaşar. Dinin temelinde Allah’ın hoşnutluğu vardır. Samimi inanan insan tüm yaşamını Rabb’ine adar, O’na tam bir teslimiyetle teslim olur.

De ki: “Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim’in hanif (muvahhid) dinine. O, müşriklerden değildi.” De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Enam Suresi, 161-162)

Yaşamının temelini Allah’ın hoşnutluğu üzerine kuran insanın diğer insanlarla ilişkileri de farklı olacaktır. Kur’an, diğer insanlara nasıl davranılması gerektiğini de haber verir ve kişi Allah’a duyduğu sorumluluk nedeniyle, adil, merhametli, özverili ve doğru davranışlar sergiler.

Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar. Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz size, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz. (İnsan Suresi, 7-10)

İnsanlardan yardım umma, yaptıkları nedeniyle karşılık beklentisi içinde olmaması, mümine çok güçlü ve sağlam karakter özellikleri kazandırır. Her ortam ve koşulda, herkesin karşısında Allah’ın rızasına ve buyruklarına uygun olanı yerine getirir. Kimseden çekinmez, “kınayıcının kınamasından” korkmaz, karakteri olaylar ve insanlar karşısında değişmez; kararlı bir kişiliği vardır. Sahip olduklarının Rabb’i tarafından kendisine verildiğinin bilincindedir, şımarmaz. Yitirdiklerini de Rabb’inin geri aldığının bilincindedir, ümitsizliğe kapılmaz. Zorluk, kayıp, sıkıntı ve yoksulluk gibi durumları da yaratanın Allah olduğunun, tümünü kendisini eğitmek ve denemek için yarattığının şuurundadır.

Buna karşılık cahiliye toplumu bireyleri, dini “arkalarında unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edinmiş “lerdir. (Hud Suresi, 92) Bu kimseler yalnızca birbirlerine karşı sorumlu olduklarını düşünürler. En önemli hedefleri diğer insanları hoşnut etmek, diğer insanların beğenisini kazanmak, toplumda iyi bir yer edinmektir.

Kesin bilgiyle iman eden, Kur’an’ı yaşayan samimi mümin bütün işleri Allah’a bağlar. O’nun için, Rabb’i yardım dilenecek, korkulacak tek makamdır. ’Allah kuluna yeterli değil mi?’ sorusuna vereceği cevap da kuşkusuz “evet” tir.

Allah, kimi hidayete erdirirse, onun için bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?.. De ki: “Gördünüz mü-haber verin; Allah’tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O’nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O’nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi” De ki: “Allah, bana yeter… (Zümer Suresi, 37-38)
Fuat Türker

Sonraki yazılar »

Chat - Sohbet - Sohbet Odaları