Cevizin Faydaları
22 Mayıs 2011 Yazan eSin
Kategori Sağlık Bölümü
cevizin yararları – ceviz nelere iyi gelir – cevizin besin değeri
Yüksek oranda lif, protein, tekli – çoklu doymamış yağ ve flavonoid gibi önemli besin öğelerini içeren cevizin faydalarını Diyetisyen Gülşen Lükel anlattı.
- Cevizin, 100 gr’ı yaklaşık 650 cal. enerji sağlar. Enerjisinin çokluğu yağ oranının yüksekliğinden ileri gelir. Çünkü yüzde 64 yağ içerir. Ancak bu yağlar omega-3 ve omega -6 olarak adlandırılan faydalı yağlardan oluşmuştur. Bu yağların en önemli faydası kötü huylu (LDL) kolesterolü düşürmesi, aynı zamanda iyi huylu (HDL) kolesterolü yükseltmesidir.
- Yapılan bilimsel çalışmalar düzenli ceviz yiyen kişilerin kalp damar hastalıklarına yakalanma oranlarının düşük olduğunu göstermiştir.
- Cevizin içeriğinde bulunan posa ve magnezyum, diyabetli bireylerde insülin ve glikoz düzeylerinin dengelenmesinde de yardımcı olur.
- Akciğerlerden dokulara oksijen taşınmasına yardımcı olan ve kansızlığı önleyen demir açısından zengindir.
- Sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gereken potasyumu da fazlaca içeren bir besindir.
- Antioksidan özelliğinden dolayı kanser, alzhemier gibi hastalıklardan koruyucu özelliğe sahiptir.
- Yoğun enerji kaynağı olması nedeniyle çocukların ve ağır işte çalışanların diyetinde yer almalıdır. Yalnız aşırı tüketimi şişmanlığa yol açabilir. Bu nedenle günde 2-3 tane tüketilmesi tavsiye edilir.
Hipnoz Hakkında Yanlış Bilinenler
22 Mayıs 2011 Yazan
Kategori Sağlık Bölümü
hipnoz nedir – hipnoz hakkında bilinmesi gerekenler – hipnoz nasıl yapılır – herkese hipnoz yapılabilir mi
Hipnoz kelimesi insanlarda çok değişik duygu ve düşünceler oluşturmaktadır.
Bazıları hipnozu şarlatanlık olarak düşünürken bazıları doğaüstü olduğunu düşünmektedir. Oysa hipnoz bunların ikisi de değildir.
Her şey beyinde olup bitiyor.
Hipnoz beynimizin farklı bir çalışma şeklidir. Bazıları hipnozun farklı bir bilinç hali olduğunu öne sürmektedir.
Hipnoz hakkında yanlış bilinen bir durumda hipnozdan uyanamazsam korkusudur ki dünya üzerinde böyle bir duruma rastlanmamıştır.
Hipnoz altındayken, hayatında olan biten her şeyi anlatacağına dair yanlış bir inanış da mevcuttur. Bu inanç ta tamamen yanlıştır.
Hipnoz; insanlarda trans oluşturarak mutluluk sağladığı gibi trans halinde yapılan telkinlerle de yardımcı olmaktadır.
Hipnoz tedavi edici bir işlemdir ve tıbbi bir işlemdir. Bundan dolayı, hipnoz yapan kişinin özellikle doktor, diş hekimi veya klinik psikolog olması şuan yürürlükte bulunan kanunlara göre zorunludur.
alıntı
Göz hakkında Doğru Bildiğimiz Yanlışlar
22 Mayıs 2011 Yazan
Kategori Sağlık Bölümü
göz sağlığı hakkında bilinmesi gerekenler – göz ve başağrıları – bebeklerin gözleri neden sulanır – gözyaşı hakkında bazı bilgiler
Loş ışıkta okuma gözleri yorar, ama tahrip etmez !
Parlak ışık gözleri rahatsız eder, ama tahrip etmez : mutlaka güneş gözlüğü gerekli değildir !
Gözlerin fazla kullanılmaları onları yorar, ama tahrip etmez !
Kuvvetli, zayıf veya yanlış gözlükler gözleri yorar, ama tahrip etmez !
Kontakt lensler ve gözlükler, göz bozukluğunu takıldıkları müddetçe tashih ederler, ama hiçbir zaman kırılma kusurlarını tümüyle yok etmezler !
Normal insanlarda gözyaşı gözleri yeterince temizler, mutlaka ıslatıcı göz damlası gerekmez !
Başağrıları genellikle göz yorgunluğundan kaynaklanmaz, hele migren hiç !
( Oftalmik Migren gibi bazı baş ağrıları ışık vs.. nedeni ile tetiklenebilirler, ama göz yorulmasından tetiklenme olmaz !)
Sağlam gözler 35 yaşına kadar senelik muayene gerektirmez!
( tabii önce sağlam olup olmadıklarının bakılması gerekir ! )
Açık açılı glokomlu göz dıştan tamamen normal görünür !
( = Açık açılı glokomlu göz ancak göz tansiyonu ölçümü ve diğer muayene yöntemleri ile anlaşılabilir…)
Bebeklerin gözlerinin devamlı sulanması :
ya konjenital glokom ( doğuştan göz tansiyonu )
veya gözyaşı yolunun tıkalı olmasındandır.
Göze kaçan kimyasal maddeler hiç bekletilmeden su ile yıkanarak uzaklaştırılmalı ve sulandırılmalıdır.
Asitler baz ile, bazlar asit ile kesinlikle yıkanmamalıdır !
alıntı
Sporun Adolesan Çağda Oluşturduğu Sağlık Sorunları
21 Mayıs 2011 Yazan
Kategori Sağlık Bölümü
Adolesan – Adolesan Nedir – Adolesan Hakkında
Sürekli olarak ağır egzersizler yapmak, sürekli olarak diyet yapmak, vücudu her an yarışmaya hazır pozisyonda tutmak ve hep bu yarış anlarının stresini yaşamak tüm sporcularda birtakım fizikî ve psikolojik sorunlara yol açıyor. Ama kadın sporcular, özellikle de adolesan çağdaki kız sporcular bunun bedelini çok daha ağır ödüyor. Oysa spor, beden ve ruh sağlığını korumak, eğlenmek ve toplumsal kaynaşma için yapılmalı. İnsanların birbirleriyle sağlıklarını kaybedecek kadar rekabet etmeleri, birer yarış atına dönüşmeleri için değil…
Spor yapan genç kızlar genellikle kadınlar tarafından imrenerek izlenir. Tüm vücut kaslarının iyi geliştiği, dolayısıyla vücut biçimlerinin düzgün olduğu görülerek bunun hayat boyu bu şekilde süreceği düşünülür. Bunların bir çoğu doğrudur da. Ama erken yaşlarda spora başlamanın getirdiği önemli sağlık sorunları da vardır. Yarışmalarda en başarılı olan sporcular, en çok risk altında olan sporculardır. Çünkü bunlar, kendi vücutlarına en çok yüklenenlerdir. Sadece başarmak duygusuyla, ailelerinin, antrenörlerinin, toplumun başarı beklentisi karşısında insan vücudunun sınırlarını sonuna kadar zorlayarak, kendi hayatlarını büyük bir risk altına sokmaktadırlar.
Düzenli ve aktif olarak herhangi bir spor dalıyla uğraşan genç kızlarda ortaya çıkan sağlık problemleriyle ilgili çalışmalar son 25 yılın ürünü. Daha önceki yıllarda aktif olarak spor yapan, spor karşılaşmalarına katılan kadın sayısı, belki de, üzerinde ciddi çalışmalar yapmayı teşvik edecek kadar çok değildi. Gecikmiş de olsa, bu alanda yapılan araştırmalar, sporun sayısız yararlarına karşın doğum yapma güçlüklerinden fiziksel yapıda bozulmaya kadar bir çok sağlık problemine de yol açtığını göstermiştir. Bunları üç grupta sınıflandırmak mümkündür: Adet düzensizlikleri (geç menarş, amenore, oligomenore, dismenore, anovulasyon ve düzensiz adetler), yemek yeme bozuklukları ve osteoporoz. “Kadın atlet triadı” olarak adlandırılan bu sağlık sorunları, kadın sporcuların hayat boyu sağlıklı yaşamalarını da engellemektedir.
Sporun yol açtığı menstruel bozukluklar:
1. Geciken Menarş:Özellikle düşük vücut ağırlığı gerektiren sporlarda (jimnastik, artistik patinaj) ortalama menarş yaşı 12.8’den 14.5 ila 15-16 yaşa kadar çıkar. Menarşın gecikme-sinin yanı sıra göğüs gelişimi ve vücut tüylenmesindeki değişiklikler de gecikir. Bilindiği gibi adolesan çağ, boyun yüzde 15’inin ve erişkin adale kitlesinin yüzde 48’inin sağlandığı dönemdir; dolayısıyla geciken menarş, genç kız atletlerin erişkin yaşlara daha azalmış kemik kitlesi ile girmelerine neden olabilir. Bu grupta özellikle stres kırıklarının çok daha fazla görüldüğü bilinmektedir.
2. Sekonder Amenore: Burada tanım oldukça önemlidir. Menarşın üstünden en az 3 sene geçmiş olması ve çocuğun 6 veya daha fazla siklüste mensesi kaçırmış olması gerekmektedir. Bu da, narin vücut yapısı gerektiren sporları yapanlarda, boy/ağırlık oranının düşük yağ düzeyini gösterdiği sporcularda, ağır diyet uygulayan veya yemek yeme bozukluğu olan sporcularda daha sık görülmektedir. Özellikle münehale öncesi stres dönemleri amenoreyi körükler. Bu hastaların takibinde yeterli östrojenin var olup olmadığının tayin edilmesi ve kemik yoğunluğunun ölçülmesi oldukça önemlidir.
3. Yemek yeme bozukluklarında anoreksia nevrosa ve bulimia iki ucu temsil etmektedir. Bu iki grubun dışında, ayrıca ağır diyet kısıtlamaları, diyet ilâçları alımı, laksatif ve diüretiklerin fazla kullanımı ve anormal yemek yeme biçimleri gibi yemek yeme bozukluklarını da göz ardı etmemek gerekir.
Kişilerin sporda başarı dereceleri arttıkça bu triada ait riskler de artmaktadır. Ailelerin ve antrenörlerin ne pahasına olursa olsun başarılı olunması için uyguladıkları baskılar, sporcular arası rekabet, egzersiz ve diyet programları, sadece adet düzenini bozmakla kalmaz, osteoporoz sonucu stres kırıklarına, ağır yemek yeme bozukluklarına ve sonuçta fiziksel ve psikolojik açıdan son derece travmatize olmuş insanların ortaya çıkmasına yol açar. Bu, sporun doğasıyla asla bağdaşmayan, onun hedeflerini saptıran, özünü inkâr eden bir sonuçtur.
Dr. A.Can ŞENER Kadın Hastalıkları ve Doğum
Adolesan Yaşlar
21 Mayıs 2011 Yazan
Kategori Sağlık Bölümü
Adolesan Yaşlar Nedir – Adolesan Yaşlar Hakkında – Adolesan
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (STD), cinselliğin tabu olmaktan kurtulamadığı ülkemizde oldukça önemli bir toplumsal sağlık problemi. Yetişkin insanların bu konuyla ilgili doktora gitmekten bile çekindikleri bir ülkede, adolesan çağdakilerin bu hastalıklara yakalanma konusunda çok daha büyük bir risk altında oldukları tartışılmaz bir gerçek.
Toplum sağlığını tehdit eden ve bir kısmı öldürücü olabilen bu hastalıkları ele alırken, infekte olan kişinin akut ve kronik sekellerini (ektopik gebelik, kısırlık, perihepatit, postportum endometrit), ilişkide bulunduğu partnerlerin uğradığı sekelleri ve doğacak çocuğun yaşadığı tıbbî problemleri (AIDS, infant konjonktuviti, infant pnomonisi) bir bütün halinde değerlendirmek gereklidir.
Adolesanlarda STD riskini en çok arttıran faktör, onların cinsel davranış biçimleridir. ABD’de yapılan araştırmalarda, adolesan çağda cinsel yaşama başlayan kızların 4 veya daha fazla sayıda partnere sahip oldukları ve zaman içerisinde cinsel ilişki ile evlilik arasındaki sürenin uzadığı gösterilmiştir. Bu da hastalanma ve enfeksiyonun yayılma riskini arttırmaktadır.
STD riskini arttıran diğer faktörler ise şunlardır:
• Serviksin henüz olgunlaşma aşamasındaki anatomik yapısı
• Kişinin kolay risk alan sosyal yapısı
• STD hakkında bilgi eksikliği
• Birçok STD’nin asemptomatik seyri
• İlk risk yaşının erken yaşlara kayması
• Alkol-ilâç kullanımı
• Eşcinsellik
• Ailenin sosyal yapısındaki bozulmalar
Adolesan çağdaki enfeksiyonların büyük bir kısmı asemptomatiktir. Dolayısıyla teşhis konulması ve tedaviye başlaması zaman ister, bu nedenle hastalığı bulaştırma dönemi uzar. Ayrıca bir STD tanısı konması, diğer enfeksiyonlara ait şüpheleri de beraberinde getirmelidir. Enfeksiyonlar içinde en yüksek düzeyde rastlanan etkenler Chlamidya Trachomatis ve Gonorrhea’dır. STD ile mücadelede en ön planda gelmesi gereken şey enfeksiyona yakalanmanın önlenmesidir hiç kuşkusuz.
Primer önlemler: Özellikle yeni STD’lerin ortaya çıkmasını önlemeye yönelik tedbirlerdir. Dolayısıyla bu tedbirler, kuluçka süresi uzun olan ve tedavisi olmayan viral hastalıklarda daha önemlidir.
Çok erken yaşta cinsel yaşama başlamanın önlenmesi veya cinsel yaşama bilinçli başlamanın sağlanarak risk oluşturacak ilişkileri önleyecek psikolojik-sosyal-tıbbî destek ve bilgiyi vermek önemlidir. Burada adolesan kitle kadar ebeveynler de hedef alınmalıdır.
Sekonder önlemler: Erken tanı, uygun tedavi protokolleri, tedavinin nasıl yürütüldüğünü denetleyen kontrol mekanizmaları ve hastalığın bulaşmasını önleyen tedbirler bu grupta yer alır.
Tersiyer önlemler: Özellikle pelvik enflamatuar hastalık ve dolayısıyla uzun vadeli sekel oluşumunun önlenmesi bu gruptaki tedbirleri oluşturur. Bu tür STD’li hastaların gebelik takiplerinin de özel bir bakıma ihtiyaç duyduğu unutulmamalıdır.
Cinselliğin ve sorgulanmasının bile tabu kabul edildiği ülkemizde, cinsel yolla bulaşan hastalıklarla mücadele çok daha zorlu geçmektedir. Ama her ikisi ile başa çıkmanın tek yolu, tüm sağlık çalışanlarının ve ebeveynlerin ortak mücadelesi ile eğitim, bilgilendirme ve hastalıkları daha ortaya çıkmadan önleyecek gerekli tedbirleri almaktır.
Dr. A.Can ŞENER Kadın Hastalıkları ve Doğum
Hassas Dişler
21 Mayıs 2011 Yazan
Kategori Sağlık Bölümü
Diş Bakımı – Diş Bakımı Nasıl Olmalı – Diş Temizliği
Dişlerinizde sıcağa, soğuğa, ekşiye, tatlıya hatta fırçalama gibi fiziksel uyarılara karşı keskin bir ağrı veya sızı mı ortaya çıkıyor? Cevabınız evet ise dişlerinizde hassasiyet yani aşırı duyarlılık sorunu var demektir.
Dişler neden hassaslaşır?
1 Dişeti probleminiz nedeni ile dişetleriniz çekilmiş olabilir.
2 Dişlerinizi gıcırdatıyor veya sıkıyor olabilirsiniz. Bu durum dişlerinizin minesinin aşınmasına neden olabilir.
3 Dişlerinizde çatlak, kırık veya çürük olabilir.
4 Dişlerinizi sert bir fırça veya sert hareketler ile fırçalıyor olabilirsiniz.
5 Diş minesine zarar veren asitli içecekleri yoğun şekilde tüketiyor olabilirsiniz.
6 Bazı mide hastalıklarına sahip olabilirsiniz.
Bütün bu etkenler dişlerin hassaslaşmasına neden olur.
Nasıl tedavi edilir?
Dişeti probleminiz varsa bir dişeti uzmanı tarafından tedavi görmeniz gereklidir. Sonrasında da tekrarlamaması için ağız bakımınıza çok dikkat etmelisiniz. Diş gıcırdatma veya sert fırçalama nedeniyle oluşan mine aşınmalarında ise aşınan bölge dolgu maddesi ile kapatılabilir. Asitli içecekler nedeniyle oluşan genel aşınmalar için ise hassasiyet önleyici diş macunlarını düzenli kullanmak güzel sonuçlar vermektedir. Ayrıca dişhekimi muayenehesinde yapılan flor uygulaması da hassasiyeti gidermede faydalıdır.
Sıcak ve soğukta oluşan hassasiyet devam ediyor ve ağzı yayılan bir ağrıya dönüşüyor ise;
Dişinizde derin çürük olabilir. Hemen dolgu yapılması gereklidir. Eğer bu ağrı kendiliğinden ortaya çıkmaya başladı ise dişinize kanal tedavisi yapılması gerekebilir.
Dt. Ülkü KOLOĞLU Diş Hekimliği
Periodontoloji
21 Mayıs 2011 Yazan
Kategori Sağlık Bölümü
Periodontoloji Nedir – Periodontoloji Hakkında – Dişeti Hastalıkları
Periodontoloji; dişleri çevreleyen yumuşak ve sert dokuların iltihabi hastalıkları ve bunların tedavisi ile ilgilenen dişhekimliği dalıdır.
DİŞETİ HASTALIĞI NEDİR:
Dişeti hastalığı; dişetlerinin ve dişi destekleyen kemiğin iltihadır. Başlangıç döneminde belirti vermeden ilerleyebilir ve çoğu zaman ağrı olmaz. Tedavi edilmezse vbu hastalık; dişlerin boylarının uzamasa, dşlerin kaybına ve dişi destekleyen kemiğin erimesine neden olur.
DİŞETİ HASTALIĞININ NEDENLERİ ?
- Dişlerin düzgün temizlenmemesi nedeniyle oluşan bakteri plağı ve diştaşları
- Beslenme biçimi
- Tütün kullanımı
- Sistematik hastalıkların etkisi
- Genetik faktörler
DİŞETİ HASTALIKLARININ BELİRTİLERİ ?
- Diş fırçalanırken ve diş ipi kullanılırken dişetlerinin kanaması
- Dişetlerinin kırmızı renkte ve şişmiş görünmesi
- Dişlerinde çekilme olması
- Ağız kokusu
- Diş ile dişeti arasından iltihap gelmesi
- Dişlerde hareketlenme; yani birbirinden uzaklaşma veya yer değiştirme olması
- Ağızda var olan protezlerin uyumunda veya kullanımında bir değişiklik olması
DİŞETİ HASTALIĞININ TEDAVİSİ ?
Dişeti hastalığının erken seviyede gingivitis olarak adlandırılır. Dişetleri kırmızı, kanamalı ve şişmiş olabilir. Dişeti hastalığının bu aşaması geriye dönüşümlü olabilir. Bazen sadece daha iyi bir ağız bakımı profesyonel diş temizliği tedavi için yeterli olabilir.
Dişeti hastalığının seviyesine bağlı olarak dişeti uzmanı (periodontolog); diş temizliğinin yanı sıra küretaj ve kök yüzeyi düzleştrilmesi işlemi önreilebilir. Özel dental enstrümanlar kullanılarak plak ve diştaşları dişeti cebinden uzaklaştırılır. Daha sonra kök yüzeyleri düzleştirerek dişetinin itileşerek dişe sıkı bir şekilde yapışması sağlanır. Bu tedavinin yeterli olmadığı durumlarda dişeti operasyonlarının yapılması da gündeme gelmektedir.
Dişeti hastalıkları kendi kendine, antibiyotik, gargara, vitamin… gibi tedavilerle iyileşmez. Mutlaka bir dişeti uzmanı tarafından tedavi edilmesi gerekir. Erken dönemde teşhis edilmesi dişetleri kadar dişlerinde sağlığını koruyacaktır.
Dt. Ülkü KOLOĞLU Diş Hekimliği
Çileğin Faydaları
21 Mayıs 2011 Yazan
Kategori Sağlık Bölümü
çileğin besin değeri – çileğin yararları – sindirim sistemine faydalı meyveler – çilek nelere iyi gelir
Aroması, nefis kokusu ve güzel tadıyla en sevilen meyveler arasında yer alan çilek, vücut sağlığı için de çok faydalı. İçeriğinde bol miktarda demir ve fosfor bulunuyor. Özellikle demir eksikliği sorunu yaşayan kadınların tüketmesi gereken çilek kansere karşı da koruyor.
Çileğin faydaları sayesinde;
C, B ve K vitamini açısından da zengin olan çilek, vücuda kuvvet veriyor, kolesterolü düşürüyor ve damar tıkanıklığını önlüyor.
Aynı zamanda çok iyi bir antioksidan olan çilek bağışıklık sistemini de güçlendiriyor. Kansere karşı koruyucu özelliği bulunan, sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlayan çileğin faydaları şu şekilde sıralanıyor:
"Bağırsak kurtlarının dökülmesinde fayda sağladığı kadar, idrar söktürür ve vücuttaki zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır. Kanı temizler. Diş etlerini güçlendirir ve ağız kokusunu giderir. Sakinleştirici etkisi ile tansiyonu düşürür ve stresi azaltır. Ateşi düşürür. Romatizma ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir. Cildi nemlendirir, tazelik ve güzellik verir. Üre asidi ve ürat tuzları birikintilerini, vücutta birikmiş zehirli maddeleri de dışarı atar. Ayrıca çilekte diğer meyvelerde bulunmayan salisilik asit vardır. Bu romatizma ilacının esas maddesidir. Romatizma mafsal iltihabı (Artarit) eklemlerde ürat birikmesi (damla hastalığı),damar sertliği, böbrekte kum taş teşekkülü gibi rahatsızlıkları önler varsa zamanla bunların geçmesini sağlar."
Şeker hastalarının da tüketebildiği çileğin 100 gramında 59 mg. C vitamini, (bu oran limondan bile fazla), 1 mg. sodyum, 174 mg. potasyum, 21 mg. kalsiyum bulunuyor.
Çileğin hazmı zor olduğu için midesi hasta ve tembel olanların çileğin suyunu içmeleri önerilirken, cilt hastalığı olanlarda alerjiye bağlı olarak kaşıntıya neden olabiliyor.
Çileğin yaprakları da iyi kurutulmak şartıyla çay yapımında kullanılabiliyor. Ayrıca çileğin kök ve yapraklarının da faydaları biliniyor. 300 gram çilek yaprağı ve kökü 1 gece ıslatılarak ertesi gün 1 litre suda 20 dakika kaynatılıp çay gibi içilirse mafsal iltihabı, damar sertliği, tansiyon yüksekliği, karında su toplanması, böbrek ve mesane rahatsızlıklarında, kum ve taş rahatsızlıklarında hastalara fayda veriyor.
Beyin Kanaması
21 Mayıs 2011 Yazan
Kategori Sağlık Bölümü
Beyin kanaması nedir – Beyin kanamalarının belirtileri – beyin kanaması neden meydana gelir – Hangi hastalıklar beyin kanaması riskini artırır – beyin Kanaması Tedavisi
Beyin kanaması, kafatasının altında damarların bütünlüğünün bozulması sonucunda beynin içinde veya üzerinde kan birikmesine verilen olaydır. Halk arasında inme olarak da bilinir.
Beyin kanaması neden meydana gelir?
Beyin kanamalarının en sık rastlananı damar yapısına bağlı anormalliklerden, kendiliğinden yani yüksek tansiyon veya travma gibi sebeplerden dolayı meydana gelebilir.
Travmaya bağlı olan beyin kanamaları oldukça sık rastlanır. Kafatasına alınan bir darbe sonucu meydana gelir ve kanamamalara neden olur. Beyin damarı anormalliklerine bağlı olarak oluşan kanamalar da bulunmaktadır. Diğer tip kanamalar ise beyin dokusunun kendi içinde çıkan kanamalar olup beynin yapısal bozukluğu veya tümör sonucu meydana gelir.
Beynin anatomisinde önceden gelen bir problem yoksa beyin kanamalarının mevsimlerle bir bağlantısı bulunmamaktadır. Ama ilişkilendirilecek olursak yazın sıcaklığına bağlı olarak sıcaklığın artması, güneş gibi faktörler tansiyonun yükseltebileceğinden beyin kanamalarına neden olabilecektir.
Beyin kanamalarının belirtileri :
Beyin kanamaları derecesine göre;
bulantı,
kusma,
baş ağrısı,
uyuşukluk veya herhangi bir yerini hareket ettirememe,
bilincinde etkilenme,
uykuya eğilim,
yüzde çarpılma,
konuşmanın etkilenmesi gibi belirtiler gösterebilir.
Genellikle yüz kırmızı bir renk alır ve ağız çarpılmıştır. Beyin kanaması geçiren kişi olduğu yerde yığılır, kalır. Şiddetine göre bilinç kaybı ve komaya kadar gidebilmektedir. Bu durumda en yakın sağlık kuruluşuna gitmekte yarar vardır.
Beyin damar baloncuklarının patlamasına bağlı olan kanamalarda (anevrizma) insanlar hayatlarında hiç hissetmediği kadar anlık çok şiddetli ağrılar hissediyorsa, bilincini yitirmiyorsa bile bu beyin kanamasının belirtisi olabilir. Bu gibi durumlarda derhal doktora gidilmelidir.
Kilo vermeyi engelleyen 10 neden
21 Mayıs 2011 Yazan
Kategori Sağlık Bölümü
Kilo vermeyi engelleyen 10 neden – Neden Kilo Veremiyoruz – Kilo Verememizin Sebepleri
Haftalar boyunca uğraşıp, diyet yapmanıza rağmen bir türlü kilo veremiyorsanız siz de kilo verme konusunda birtakım hatalar yapıyor olabilirsiniz. İşte diyetisyenler tarafından belirlenen kilo vermeyi engelleyen 10 diyet hatası
Kilo verme konusunda herkesin sıklıkla yaptığı hatalar, bütün uğraşlarınızın sonuçsuz kalmasına neden olarak sizi diyetinizi bırakmaya iter. Sonuç alamadığınız diyetinizi bırakmadan önce aşağıdaki listeye bir göz atmanızda yarar var
1. Ya hep ya hiç zihniyetine sahip olmak:
Diyet yaptığınız günlerde nefsinize hâkim olamayıp bir paket cipsi midenize indirdiniz. Şimdi sadece bu nedenle bütün her şeyden vazgeçip, günlerdir diyet uğruna katlandığınız şeyleri bir anda silip atacak mısınız? Bu teslimiyetçi davranış sizi hiçbir yere götürmez. Başarının anahtarı kusursuzluk deşil, inatçılık ve devam ettirebilmektir.
2. Okunmamış ve anlaşılamamış etiketler:
Yüzde 95 daha az yağlı yazması o ürünün sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bu, yüzde 95 şeker anlamına da gelebilir. Bu nedenle ürünlerin içerisindekileri daha dikkatli okumaya ve bu tuzağa düşmemeye çalışın.
3. Yeterince su içmemek:
Vücudunuzun acıkmakla susamak arasındaki farkı anlaması zordur. Bu nedenle canınız abur cubur istediğinde, bu isteği bastırıp bastırmadığını görmek için su içmeyi deneyin.
4. Gerçekçi olmayan hedefler belirlemek:
Gelecek ay 20 kilo vereceğim gibi zor hedefler belirlemek yerine, daha küçük, daha ulaşılabilir hedefler belirleyin. Böylelikle istediğiniz sonucu almanız daha muhtemel olur. Bu da motivasyonunuzu artırır.
5. Haftada 1 kilodan fazla kaybetmeyi beklemek:
Haftada bir kilodan fazla kaybetmek vücuttaki sıvıların ve değerli kas dokularının kaybı anlamına gelir.
6. Zararlı ya da yasak yiyecekleri düşünmek:
Her yiyeceğin fazlası zarardır. Ayrıca eğer aklınızdan yemenizin yasak olduğu bir şeyi geçirirseniz bu düşüncenizin hemen ardından onu aşırı derecede arzulamaya başlarsınız.
7. Diyete bağlamadan önceki yemek ziyafetleri:
Bu ziyafetler, uzun süreli diyet hedeflerinize ulaşmanızı zorlaştırır. Çünkü diyet öncesi çektiğiniz ziyafetlerle daha fazla kilo alır ve diyete başladığınızda vermeniz gereken daha fazla kiloyla karşılaşırsınız.
8. Aç kalmak ya da büyük ölçüde kalori kısıtlaması:
Bu sadece beyninize, açlıktan ölüyorum sinyali gönderecektir. Beyne bu mesajın gitmesiyle metabolizmanız, sizin aç kalarak dışarı atmaya çalıştığınız vücudunuzdaki yağı muhafaza etmek için yavaşlayacaktır.
9. Egzersiz yapmamak:
Haftada 3 kez, en az 30 dakika egzersiz yapmak kilo vermede en büyük yardımcılarınızdandır.
10. Kilo vermeyi zorunluluk gibi algılamak:
Bunun yerine kilo vermeyi, yapmayı istediğiniz bir şey olarak düşünün. Bir manken gibi görünmek zorunda olduğunuzu hissetmek gerçekçi olmadığı kadar üzerinize de gereksiz ve aşırı bir baskı hissetmenize neden olur.
Bir şey yapmayı istemek demek o şeye daha çok bağlı kalacağınız anlamına gelir. Bu nedenle kilo vermeyi bir angarya gibi değil yapmayı istediğiniz bir aktiviteymiş gibi düşünün.


